Sözcüklerin içini doldurmak

Ayaklarin baş olmasi

11 September 2013
Read in:

Geçtiğimiz aylarda, “milliirade” mitinglerinden tutun,iftar yemeklerine kadar hervesileyle hükümetin (ya da sadecehükümetin başındaki “tek adam”-ın mı demeli?) politikalarına karşıçıkanlar, milletin iradesini temsilettiğini iddia eden “tek adam” tarafından”çapulcular, vandallar” diyeaşağılandı. Aynı siyasetçi, “geçmiştesizi bunlar bidon kafalı, göbeğinikaşıyan millet tabirleriyle aşağıladılar”diye hitap ettiği kalabalıklarınkarşısında, “bunlar” her gösteriyevahşice müdahale eden polisten sorumluiçişleri bakanı, vali, emniyetmüdürünün istifasını istediğinde,”ayaklar ne zaman baş oldu?” diyemükemmel bir ironi örneği verdi.

Occupy Gezi graffiti

Occupy Gezi. Photo: h saal. Source: Flickr

Bu demagojik sorunun yanıtı,aynı zamanda gerçek demokrasinintanımına işaret ediyor. Türkiye’de,Kasımpaşalı, İmam Hatipmezunu, bir konuşmasından ötürü4 ay hapis yatıp siyaset yasağı konmuşbirinin kurduğu partinin tekbaşına iktidar olup, kendisinin de10 yıldır başbakan mevkiinde kalmasıyla,”ayaklar baş olmuştur”.

Kökeni itibariyle, halkı oluşturanbireylerin eşit egemenlik hakkınasahip olduğu yönetim biçimi anlamınagelen demokrasi, tam da böylebir şeydir: “Ayak”(takımı) veyabidon kafalı diye küçük görülenlerinbile “baş” olabildiği bir siyasalsistemdir.

Tabii, sözcükler kişiye bir anlamifade ettiği için değil de, birerklişe olarak kullanıldığında, zarfabakılıp mazruf unutulur.

Her organizasyonda olduğugibi, hükümette ve devlet kurumlarındada bir iş bölümü vardır; bakanlıklar,yerel yönetimler bununifadesidir. Dolayısıyla merkezî yönetiminbaşındaki insan, yargıdanbasına, heykellerden opera binalarına,şehir parklarından köprü güzergâhlarına,ailelerin çocuk sayısındanibadet mekânlarına kadaryerel veya ulusal gündemde olanher konuda tüm devlet kurumlarınıetki veya baskı altında bırakacaktürde beyanlarda bulunup, tekkarar verici olamaz. Demokrasinintemel kurallarından biri eşit oylaseçim ise, bir diğeri de “güçler ayrılığı”dır.

Siyasal partiler ve sivil toplumörgütleri (meslek kuruluşları, çeşitlitoplumsal konular üzerine odaklanandernekler, platformlar vb.)medya ile birlikte bir seçimden ötekinebir eleştiri mekanizması olarakçalışır. Medyanın (devlet ana’dansüt emen) patronları vasıtasıylakontrol altına alınması mümkündürve özellikle son on yıldır yapılanda budur. Ortaya çıkan “üçmaymun”, “sahibinin sesi” tarzıTV programları, haber yayınları,manşetler, traji-komik oto-sansürörnekleri, aykırı sesleri ve kalemleritasfiye furyaları bu stratejininbaşarıya ulaştığını gösteriyor. Ancakyerel veya ulusal, hatta küreselçapta STK’leri tasfiye etmek mümkünolmadığı için, polis gücününyettiği kadar sindirmeye çalışılıyor.Bu, sandıktan çıktığı söylenen demokrasiyi,sandukaya sokmak demektir.

Kaldı ki, “sandık” da büyükölçüde manipüle edilebilir. Bir dönemparlamentoda çoğunluğu elinize geçirdiniz mi, zaten köklü birdemokrasi kültürü ve geçmişi olmayanbir toplumda yapabileceğinizmanipülasyonun sınırı, kılıfıuyduramayacağınız minare yoktur.Türkiye’nin on yıllardır değiştirilmesikonuşulan, fakat hiçbir meclisindeğiştirmeye yanaşmadığı veyao iradeyi gösteremediği siyasi partilerve seçim kanunları gibi. Milletvekiliadaylarını, vekâleti istenenhalk (yani demos) değil de, birkez egemenliği ele geçirmiş olanbir küçük grup (başbakan ve yakınçevresi) belirlerse, sonra da yüzde10 gibi barajlarla daha küçük ya dabölgesel siyasi hareketlerin oylarıgaspedilirse, ortaya tam da bugünkügibi bir parlamento manzarasıçıkar: Kendi yasa maddesi teklifinihasbelkader muhalefet destekleyince,önergeyi kendilerinin verdiğiniunutup karşı oy kullanan iktidarpartisi gibi. Bu da meclisten çıkanyasaların nasıl yapıldığını, yasa koyucurolündeki parlamento üyelerininseçmenin çıkarlarını, yani”milli irade”yi mi, yoksa aday listesiniyapanların iradesini mi temsilettiğini gözler önüne seriyor.

Biraz daha ileri giderek, milletvekiliadaylarını, son tahlilde yasakoyucu gücü belirleyen siyasi liderlerin(veya parti ağalarının) dehangi sınıfsal ve yerel, ulusal ve küreselgüçlerin yörüngesinde olduğunudüşünmemiz gerekir. O zaman,kâğıt üstünde bireylerin eşitegemenlik hakkına sahip olduğudemokrasinin, en azından Türkiyeve benzer ülkelerde bu egemenliğinbüyük oranda belirli çıkargruplarına devir/teslimini sağlayaniçi boş bir zarftan ibaret kaldığınıgörürüz.

Published 11 September 2013

Original in Turkish
First published in Varlik 8/2013 (Turkish version); Eurozine (English version)

Contributed by Varlik
© Osman Deniztekin / Varlik / Eurozine

PDF / PRINT

recommended articles