Antroposenden Çıkmak

Çevirmenin sunuşu

Bernard Stiegler için teknolojinin tarihi, teknolojik icat sürecinin gelişimine göre şekillenen organik ve inorganik organların tarihidir. Günümüz kapitalizminin koşullarının etkisini özellikle dijital teknolojilerle ilintilendirerek “genel organoloji” adını verdiği bir yöntemle incelemektedir. İnsan bireyinin psilosomatik organları, toplumsal örgütlenmeler ve teknik organlar (akıllı telefonlar, dronlar vb) bu yöntemin asli unsurlarıdır. Platon ve Derrida’dan ilhamla teknolojinin farmakolojisi adını verdiği şey, teknolojinin hem iyi hem kötü hem deva hem zehir olabilecek bir ilaç olmasıdır. Bu anlamda zehir etkisini yok etmek teknoloji siyasetinin hedefi olmalıdır.

Hollandalı iklim bilimci Paul Crutzen’in Sanayi Devrimi’nden sonra insanlığın girdiği yeni bir jeolojik aşama olarak tanımladığı Antroposen, insanlığın en azından bir bölümünün, biyosfer üzerinde doğanın geri kalanından çok daha önemli etkiler yarattığı dönemdir. Stiegler, Antroposen’i dünya üzerindeki insan varlığının tüm sistemleri zehirlediği bir imha süreci olması bakımından entropik olarak niteler. Türkçede halihazırdaki tek kitabı, Politik Ekonominin Yeni bir Eleştirisi İçin** adını taşımaktadır.

Bu makalenin merkezinde yer alan önermeler, sayısal çağla açılan bütünleşmiş ve yaygınlaşmış otomatikleştirmeyi bahis konusu ettiğim Otomatik Toplum adlı eserin sonuçları üzerine kuruludur.1Burada algoritmik otomatikleştirmenin ücretli işlerin ve istihdamın ortadan kalkmasına ve dolayısıyla makroekonomik sistemin ödeme gücü koşulu olan verimlilik kazanımlarının yeniden dağılımını esas alan Keynesçi modelin yakında kaybolacak olmasına doğru yöneldiğini öne sürüyorum.

Otomatizasyon ve negentropi

Karl Polanyi’nin 1944’te “büyük dönüşüm” olarak tanımladığı, Antroposen adı verilen dönem başladıktan sonra yeni bir seçenek ortaya çıkaran muazzam bir dönüşüm gerçekleşti. Ya aynı zamanda hem yapısal bir ödeme güçlüğüne hem de entropinin baş döndürücü bir hızda artışına neden olabilecek yaygınlaşmış bir otomatik yönlendirmeye ve hiperproleterleşmeye ya da sanayi kapitalizminin bizi 250 yıldır götürdüğü yaygınlaşmış proleterleşme sürecinden çıkmaya yol açacak ve otomatları bireysel ve kolektif otomatiksizleştirme güçlerinin –yani negentropik çatallanmaların üretiminin– hizmetine veren bir noetik ağ oluşumu siyasetiyle negentropik kapasitelerin yoğun gelişimini yaygınlaştıracaktı.

Halihazırdaki değişimin büyüklüğü hem etkilerinin hızına hem de küreselliğine bağlıdır. Big Data adı verilen şey, bu muazzam dönüşümü niteler, öyle ki gezegen ölçeğinde tüketimcilik tüm bilgi biçimlerini (hayat bilgisini, becerileri ve kavramlaştırmaları) tasfiye etmeye yönelir.

Antroposen bir “Entroposen”dir yani yoğun bir entropi üretimi dönemidir çünkü bilgiler tasfiye ve otomatize edildikleri için bilgi olmaktan çıkıp kapalı sistemler haline gelirler, yani entropik hale girerler. Bir bilgi açık bir sistemdir: Her zaman negentropi üretebilecek bir otomatiksizleştirme kapasitesine sahiptirler. Chris Anderson big data çağında teorinin sonunu ilan ederken, açık bir sistemin kapanmasının, sistem olarak sonunu getireceğini bilmezden gelerek bu olguyu ihmal eder. Burada sonu gelen, proleterleşme ve bilginin imhası üzerine kurulu, verimlilik kazanımlarının istihdam aracılığıyla yeniden dağılımı modelinin kendisidir. Sayısal otomatikleştirmenin makroekonomik ödeme gücünü güvence altına alan başka bir yeniden dağılım modeli tasarlanmalı ve yürürlüğe konmalıdır. Benimsenmesi gereken yeniden dağılım ölçütü, artık  emek verimliliğine dayandırılamaz. Verimlilik artık bir makine sorunudur ve halihazırdaki sayısal makinenin ne emeğe ne istihdama ihtiyacı vardır. Bilgi ve negentropi üreten –Hegel’in Knecht [köle] bahsinde söz ettiği– el emeğinin yerini 19. yüzyılda proleterleşmiş emek, yani yalnızca fosil enerji tüketimiyle değil, işlem zincirinin standartlaşması ve bunun sonucunda çalışanlar açısından bilginin kaybıyla entropi üreten bir proletarya almıştır. Bu bilgi kaybı bugün, Otomatik Toplum’da göstermeye çalıştığım gibi ve kendisinin de 23 Ekim 2008’de açıkladığı gibi Alan Greenspan’i2bile etkilemiştir. Antroposen dayanılmazdır: Akışı tersine çevrilmesi gereken yoğun, hızlı ve gezegen ölçeğinde bir imha sürecidir. Dolayısıyla antroposenin sorunu ve meselesi “Negantroposen” yani kozmik boyuttaki bu çıkmazdan çıkmaya olanak sağlaması gereken yoldur ki bu da Whitehead’in izinden giden yeni bir spekülatif kozmoloji gerektirir. Negantroposen ekonomisinde gerçekleştirmek gereken yeni yeniden dağılım ölçütü, canlandırılması gereken bir otomatiksizleştirme kapasitesine dayanmalıdır. Bu diriliş, Amartya Sen’in insani gelişimin yani insan türünün bireyleşmesinin temeline yerleştirdiği “kapasiteler”3adını verdiği şeyin dirilişidir.

Bilgiler, .zgürlükler ve faillik

 Amartya Sen bu kapasiteleri, her zaman hem bireysel hem kolektif olarak tanımladığı özgürlüklerin gelişimiyle ilişkilendirir: “Bireysel özgürlük, toplumsal bir taahhüttür.”4Sen, bu açıdan Kantçı bakış açısına olduğu kadar Sokrates’inkine de sadıktır. Kapasiteler, ekonomik dinamizmin ve kalkınmanın temelini, özgürlük şeklinde oluştururlar: “Özgürlük, gelişimin hem nihai hedefi hem de esas amacı olarak karşımıza çıkar.”5Sen’in bu tanımıyla özgürlük bir fail olma halidir:6  bir fiile geçme gücü. Tüketimciliğin (onun açısından GSMH üzerine kurulu zenginlik göstergelerinin), Bangladeş sakinleriyle karşılaştırıldıklarında daha düşük bir hayat beklentisine sahip olan Harlem sakini siyahlar üzerindeki güçsüzleştirici etkisi örneğinde bahis konusu olan bu “failliktir”.6Burada özgürlük, her zaman hem bireysel hem kolektif bir kapasite olarak bilgiden oluşmuştur. Bunun anlamı şudur: hem psişik hem kolektif olarak bireyleşmiş. Sen, GSMH’nın kalkınma göstergelerinin karşısına insani gelişim göstergelerini koyarken bu temele dayanır.

Sen’in bu önermelerini başka sorulara yönelten, başka bir çözümlemeyle sürdürmek istiyorum. Bu çözümleme, özellikle psişik ve kolektif bireylerin otomatlarla kurabileceği, yoğun bir şekilde otomatikleşerek kapanma eğilimi gösteren endüstriyel ve ekonomik bir sistemde, bireysel ve kolektif negantropik çatallanmaların üretimine varabilecek ilişkiyi sorgulama olanağını sağlar. Bir “Entroposen” olarak Antroposen, başka bir yerde, yeniden ele alınmış bir libidinal ekonomi olduğunu göstermeye çalıştığım, Georges Bataille’ın kullandığı anlamıyla bir “genel ekonomi”yi ortaya çıkaran, tüm değerlerin aynı düzeye getirilmesi ve bir “değerlendirme dönüşümü” sıçraması olarak nihilizmi tamamlar. Burada tanımladığım hareket, kuşkusuz Nietzscheci anlamda bir değerlerin yeniden değerlendirmesi değildir. Buna karşın şimdi, gelecek ve dönüşümü anlamaya çalışırken, sizi düzen ve düzensizlik konusunda Nietzsche’yi tekrar okumaya davet edeceğim.

 Negentropi olarak bilgi

Eğer sadece bir oluş değil, bir gelecek varsa, yarının değeri, Negantroposenin gelecekteki ekonomisini oluşturacak olan, negentropidir. Bu tür bir ekonomi, gelecek ile oluş arasındaki pratik ve işlevsel farklılaşmayı kendi değerlendirme ölçütü kılmak zorundadır – Antroposenin sistemik entropisi ancak böyle aşılabilir. Bu ekonomi, antropolojiden negantropolojiye geçişi gerektirir ki bu da genel bir organoloji ve farmakoloji üzerine temellenir: farmakon, insanlaşmanın koşulu olan ama her zaman hem entropi hem negentropi üreterek insanlaşmayı tehdit eden yapıntıdır.

 Gelecek hakkında bu tür bir bakış açısının neden olduğu sorun, negentropiyi değerlendirmek  veya ölçmektir . Erwin Schrödinger tarafından negatif entropi ve Francis Bailly ile Giuseppe Longo tarafından anti-entropi olarak adlandırılan negentropi, her zaman gözlemcisine nazaran tanımlanır (bkz. Henri Atlan,7Edgar Morin)8 yani her zaman ürettiği  ve az veya çok homojen bir uzamda ayrıştırdığı bir yerelliği niteler (bu nedenle bir negantropoloji her zaman bir coğrafya olacaktır). Böylesi bir açıdan entropik olan başka bir açıdan negentropik olacaktır.

Bir bilgi, yapmayı bilmek gibi, yani yaptığımın yıkılmaması  ve kaosa götürmemesi, yaşamayı bilmek gibi, yani içinde yaşadığım toplumsal örgütlenmeye zarar vermeden onu zenginleştirmek ve bireyleşmek gibi , kavramsal bilgi gibi, yani geçmişi ancak onu tersyüz ederek miras alan ve yeniden harekete geçirerek tersyüz eden , Sokrates’in anamnez adını verdiği ve Batı’da her zaman yapısal olarak yerelliğin ötesine geçen bilgi – o halde insan varoluşunun şu veya bu alanında negentropik olanı kolektif olarak tanımlamanın bir yolu olan bir bilgi. İnsanlıkdışı olarak adlandırılan şey, insanın negentropik olasılıklarını, yani noetik özgürlüğünü ve bundan doğan failliğini inkâr etmenin bir biçimidir. Sen’in bir özgürlük ve bir kapasite olarak tanımladığı şey, Whitehead’in kullandığı anlamda spekülatif bir kozmolojiye dahil olan bu kozmik bakış açısından kavranmalıdır: Burada negentropik bir potansiyel vardır, yani yerel bir sistemin açılım potansiyeli, “insani” olduğu için her zaman kapanabilir ki Whitehead buna gerileme ve insani olmayana dönüş der.9Bu böyledir çünkü antropoloji hiperentropik olduğu gibi, negentropinin kuvveti de ikiyle çarpılır: antropos  organolojiktir, yani farmakolojiktir veya Jan-Pierre Vernant’ın dediği gibi, kuruluşu itibarıyla muğlaktır.

Lévi-Strauss’a göre entropoloji olarak antropoloji ve ötesi

Açık ve negentropik bir sistem, göreli sürdürülebilirliğiyle, başka bir deyişle sonluluğuyla nitelenir. Negentropik olan –deyiş olarak, araç olarak, kurum olarak, piyasa olarak, arzu olarak vb– her zaman kaçınılmaz bozulma süresi içinde öyledir. Morin ve Atlan, negentropiden söz ederken esas meseleyi, yani (teknik ve yapay) negentropinin organolojik boyutunu çıkmaza sokarlar; tanımlayıcı özelliği negentropi olan antropos aynı zamanda farmakolojiktir, yani negentropi kadar bir entropi unsurudur ve bilgilerin iyileştirici olarak işleme sokulduğu tahkimler gerektirir.

 Organoloji ve farmakoloji konusundaki bu çıkmaz, Hüzünlü Dönenceler ’in sonuç bölümünde “dünyanın insansız başladığını ve insansız sonlanacağını” ve insanın “baştaki düzenin çözülmesi için çalışan, güçlü bir biçimde örgütlenmiş maddeyi, gittikçe büyüyen ve bir gün her şeyi yutacak bir hareketsizliğe düşürmeye yaradığını” söyler ve ekler: Solumaya ve beslenmeye başlayışından ateşin bulunuşuna, sonra da atomik ve termo-nükleer araçların icadına kadar insanoğlu –kendi üremesi dışında– milyonlarca bütünü canla başla parçalara ayırıp bir daha bütünleşemez hale getirmekten başka bir şey yapmadı.”10

Lévi-Strauss, oluş sorununu böylesi bir radikallikle varlık olmadan sorar, yani bütünlüğü içinde kozmosun olduğu kadar, onun içinde kendileri de entropik hızlanma etkenleri olan negentropik süreçlerle oluşan yerelliklerin de kaçınılmaz olarak geçici olma niteliklerini sorgular. Lévi-Strauss’un burada yazdıklarını, (örneğin “insan, milyarlarca yapıyı neşeyle ayrıştırıp onları artık sorgulanamaz hale indirgemekten başka bir şey yapmadı” yazdığında)11derinden nihilist bir damardan harfiyen okusaydık bizi “zamanların sonundan” ayıran zamanı ihmal edilebilir saymak zorunda kalırdık. Bu zamanı hiçe indirgemek, yok  etmek ve varolan negentropiyi geçici olduğu gerekçesiyle feshetmek zorunda kalırdık: Geleceği, oluşun içinde eritmek zorunda kalırdık, “olmamış” ve hükümsüz, yani nihayetinde hiç olmamış gibi ve hiçbir geleceğin meyvesi olmadığından geleceksiz bir oluş gibi sayılırdı.12Zaten geçici bir şeyin, geçici olduğu için hiç  olduğunu söylemek zorunda kalırdık. Antropoloğun bize harfiyen söylediği budur. Ben bunun karşısında kendimi “negantropolog” olarak tanımlıyorum. Ve Lévi-Strauss’a itiraz ediyorum:

-Bir yandan neredeyse (Deleuzecü anlamda) nedensel bir çatallanma, yani olgu yığıntılarından bir tüze oluşturan zorunlu bir düzen üretme gücü olarak anlaşılan akıl sorununun her zaman bir “başımıza gelene layık olma” sorunu olduğunu; bunun da Whitehead’in tanımladığı şekliyle aklın işlevini yani hayatta kalmayı iyi yaşamaya, iyi yaşamayı daha iyi yaşamaya çeviren şeyin, her yaşam formunun entropik eğilimi olan statik bir varkalıma karşı bir mücadele tanımlamanın bir başka şekli olduğunu söylüyorum.

 -Öte yandan buruk ve uyanık mugalatasının iki noktayı fena halde ihmal ettiğini söylüyorum. İlk olarak genelde hayat, “negatif entropi” olarak yani negentropi olarak her zaman bizatihi entropi üretir ve değişmez bir şekilde ona doğru yönelir: Freud’un Haz İlkesinin Ötesinde ’de ve Blanchot’nun Sonsuz Söyleşi ’de söyledikleri gibi, dolambaçlı bir yoldur. İkinci olarak teknik hayat, artırılmış ve hiperbolik bir negentropi biçimidir, yani eş derecede hiperbolik olan bir entropi üreten, sadece organik değil, aynı zamanda organolojik bir örgütlenmesi vardır ve canlıymış gibi yeniden buna doğru yönelir, ancak dolambacı oluşturan ayrışma ve benzeşme hızlarını artırır; burada hız, yerel bir kozmik etkendir. Teknik hayatı oluşturan bu dolambaçlı yol, sonsuzlaştırma gücü olarak arzudur.

Lévi-Strauss’un burada yaptığı gibi insanın özünün entropik olduğuna ve negentropik özde bir “yaratımı”, bu durumda canlı, bol ve bereketli sayılan “doğa”yı yıkıma uğratacağına inandırmak yanıltıcı olur. Bitkiler ve hayvanlar, (tüm negentropinin olduğu gibi) açıkça ihtimal verilmeyen atıl maddenin organik dizilimleridir ancak kendileri de entropik süreçleri yoğunlaştırarak açılabilirler: Kendileri de bir dolambaçlı yoldur ve bu açıdan oluş içerisinde her şey geçici ve boştur.

Her canlı varlık, Lévi-Strauss’un “yapılar” adını verdiği şeyi tüketerek ve ayrıştırarak daha yerel bir düzeyde negentropik bir düzen ürettiğinden, yerel bir entropi artışına katkıda bulunur. Negentropiyi bu kavrama nazaran açıklamak gerekseydi, Derrida’nın “différance ” adını verdiği şey, her şeyden önce bir ekonomi ve dolambaç meselesidir. Derrida’nın De la Grammatologie ’de belirttiği gibi, différance ’ın bir geçmişe yönelim ve geleceğe yönelim13düzenlemesi olarak görülebileceği doğruysa ve insan denilen yani teknik ve noetik varlıklarda bu düzenlemelerin üçüncül geçmişe yönelimlere14dönüşmüş oldukları doğruysa yeniden ele alınan bu différance  kavramından yola çıkarak, bu dolambaçlarla sarım ve sarmal olarak biçimlenen devreleri şekillendiren arzu ve ekonomi yeniden tanımlanabilir.

İnsan denilen varlıklar, tamamen organik olan varlıklardan farklı olarak organolojiktirler yani iki düzeyde negentropiklerdir (ve entropiklerdir): Hem canlı, yani ürerken evrimin kökenindeki “küçük farklılıklara” ve Schrödinger’in negatif entropi15olarak tanımladığı şeye yönelten organik varlıklar olarak hem de –Simondon’un psişik ve kolektif bireyleşme süreci adını verdiği şeye göre– artık bir “tür” değil, bir “cins” olan şeyden ayrışan yapay, yani organolojik varlıklar olarak.

Hileler de başka dolambaçlardır, geçici denen böcekler gibi az veya çok geçicidirler ve kendileri de aslen yapay olan, Büyük Britanya’da pek sevilen güller kadar “nedensizdirler”.16Ancak bu hileler, sanatlar ve eserler ortaya çıkardıkları sürece kendilerini sonsuzlaştırabilirler ve muhataplarını kendilerinden öteye, yani kendi amaçlarının ötesine götürerek, ayrışmamış bir oluşun ufkunda bir delik açabilecek, hep gelecek bir vaadin sonsuz beklentisine yansıtarak sonsuzlaştırabilirler.

 Lévi-Strauss’a yönelttiğim itiraz tersine çevrilerek, negantropos olarak tanımladığım şeyin, yalnızca organik değil organolojik negentropinin sonu çabuklaştıran bir entropi hızlandırıcısı olduğu ve bu açıdan nihayetinde esas olan şeyi, yani bu différance ’ın zamanını kısalttığı söylenebilir. Ama bu, neden söz ettiğimi anlamamak olur. Kuşkusuz termodinamik fizik alanında olduğu kadar biyoloji ve zooloji alanında da önemli bir etken olan hız sorunu söz konusudur. Ama buradaki sorun, karşıt olasılıkların belirdiği ve Leroi-Gourhan’ın insanlaşma dinamiğini tanımlamak için “uzay ve zamanın fethi” adını verdiği şeyin entropiyi nerede, nasıl, hangi düzlemde ve ne kadar süreyle  artırdığı veya azalttığını bilmenin söz konusu olduğu bir hız politikasıdır. Günümüzde sayısal, 200.000 km/sn, yani ışık hızının 2/3’üne ulaşmıştır ki bu, sinirsel akıştan dört milyon kez daha hızlıdır. Antroposen’in olağandışı ve dayanılmaz durumunda yalnızca organolojik koşulun, negentropinin artışı doğrultusunda kararlı bir varsayımı, teknolojik vektörlerin hızını dönüştürebilir ve zaman kazanmaya yani ayrıştırmaya olanak sağlayabilir, çünkü sanayi ekonomisinin değerlendirme sisteminde bir değişiklik, bizi negantroposene sokacak ve Antroposen’den çıkaracaktır.

 Organiğin organolojik dönüşümünden ibaret olan hiperbolik negentropi, (entropik ve antropik) dönüşümü hızlandıran bir negantropoloji kuruyorsa da aynı zamanda bu hızlanmayı bu oluşu farklılaştıran bir geleceğe dönüştürür; burada Derrida’nın différance  adını verdiği şeyde seferber ettiği iki anlam da geçerlidir [farklılaşmak/ertelemek]. Différance,  bu sonsuzlaştırıcı geleceğe yönelim biçimini, (psişik, toplumsal ve teknik) bütünleşme ve bireyleşme etkeni olarak arzu nesnesini oluşturur (negentropik ve negantropik) bir gelecek kurar, bu olmazsa différance  sadece biçimsel olur. Lévi-Strauss’un hüzünlü sözlerinin, geleceğin belirsizliğini, oluşun olasılıklarının ağırlığı altında ezdiği bu soruların ışığında bugün Spinoza’yı yeniden yorumlamak gerek.

Noetik kesintiler ve kozmik potlaç

Organolojik varlıklar, negantropik dediğimiz bu negentropik ve organolojik eserleri bilerek örgütleme kabiliyetine sahiptirler. Hem psişik hem toplumsal örgütlenmeye başlama şekillerine göre, davranışlarının antropik ve negantropik gücünü önemseyip önemsememelerine göre ya entropik bir zincirlerinden boşalmaya girişebilirler veya Simondon’un bir bireyleşme adını verdiği ve Whitehead gibi bir süreç olarak düşündüğü bir différance oluşturarak bunu erteleyebilirler.17

 Bu anlamda bir ekonomi ve bir tedavi olarak negantropi projesini bizzat destekliyoruz. Bu tutumlu tedavi sadece (“doğanın efendisi ve sahibi” olarak) basit bir antropolojik güç olarak dünyayı dönüştürme gücü değildir. Canguilhem’in biyolojinin işlevini, teknik hayattaki hayatın bilgisi olarak ve Whitehead’in aklın işlevini spekülatif bir kozmolojide tasarladığı şekilde, Negantroposen’in hizmetinde bir negantropoloji oluşturan farmakolojik bir bilgidir.

Whitehead, aklın işlevini spekülatif bir kozmolojide tasarlar. Elbette negantropinin insancıllaştırma sırasında “insancıllaştırılmış” denen çevreleri çoğaltarak ortaya çıkardığı “negatif dışsallıklar” nitelendirilmeli ve tanımlanmalıdır. Ama sorun negantropiyi feshetmek değildir. Tersine ve tam olarak, geçici olmayan evrende “olan” her şey gibi, oluş içinde sürüklenen hayattan ne daha çok ne daha az geçici olan Leroi-Gourhan’ın düşüncesini bilmezden gelen ve sansürleyen bir Lévi-Strauss’un bilmediği pozitif bir farmakoloji geliştirerek insancıllaştırmadan, negantropizasyona geçmektir.18

Bu olgu, Leroi-Gourhan’ın gösterdiği gibi, Lévi-Strauss antropolojisinin organolojik olanın bastırılması ve antropolojinin tümünün ötesine götüren negantropolojik sorunu bilmemesi üzerine kurulu olmasına bağlıdır. Bu organolojik bastırmayı Georges Bataille’ın tasarladığı şekliyle harcama mefhumuna bağlayalım: “Bir tartışmanın anlamının faydalı kelimesinin değerine bağlı olduğu her sefer, yani insan toplumlarının yaşamı hakkında önemli bir soru her ele alındığında […] tartışmanın zorunlu olarak tahrif edildiğini ve temel sorunun bertaraf edildiğini iddia etmek mümkündür. İnsanlar için neyin faydalı olduğunu tanımlamaya olanak veren hiçbir doğru yol yoktur.”19Burada söz konusu olan, her biri fedakârlığa,20yani ‘bir kayıp işlemiyle gerçekleştirilen […] kutsal şeyler üretimine’ ilişkin ‘verimsiz denen harcamalardır’ ”.21

Her kayıp, her varlıktan daha yaşlı olma hatasını kutsar ve kutsallaştırır (Levinas’ı bu şekilde okuyorum). Ve kökten hatalı olan bu içerikte noetik bir kesinti oluşmaktadır ki bu da negantropolojik olarak, yani entropide çatallanma gücü ve bilgisi olarak kavranan kozmik bütünlüğe ancak spekülatif olarak yansıyabilir. Her türden noetik yani yarı nedensel çatallanma, çok büyük bir farkı başka bir düzleme yansıtarak, bilinmezliğin henüz olmamışlığına yapılan bu yansıtma olmasaydı hiçbir hususiyeti olmayan bir evrene indirgenecek oluş halindeki bir kozmosun düzensizliğine karşı başka bir “büyüklük düzeni” oluşturarak, çok büyük miktarda farklılık ve düzeni imha eden kozmik bir potlaçtan kaynaklanır. “Toplumsal bir işlev olmasına rağmen harcama, görünürde toplum karşıtı olan, doğrudan bir ayırma edimine varır. Zengin insan, yoksul insanın kaybını tüketirken onun için köleliğin yolunu açan bir atık ve tiksinti kategorisi yaratır (…) eski harcama dünyasından aktarılan mirastan modern dünyaya düşen, halihazırda proleterlere ayrılan bu kategoridir.”22

Bu proleterleşmiş dünyada “zengin insanın” harcaması yine de kısır kalır: Kapitalistlerin proleterlere yardım etmek ve onlara insan düzeyine yükselme fırsatı vermek için yaptıkları harcamalar, bir harcama sürecini en ucuna dek itmekteki –yorgunluktan kaynaklanan– bir güçsüzlüğe tanıklık eder. Yoksul insanın kaybı bir kez gerçekleştikten sonra, zengin insanın hazzı azar azar içeriğinden boşalır ve etkisizleşir: Yerini bir tür hareketsiz kayıtsızlığa bırakır.23

Otomatik bilginin toplumların merkezinde yer alırken kendi kendini a-teorik hesaplama olarak inkâr ettiği günümüzde, bu meseleyi Bilginin Geleceği’nde epistemik ve epistemolojik açılardan ele alacağız. İlk olarak bilginin geleceği sorununun, emeğin geleceği sorunundan ayrılamaz olduğunu ve ikinci olarak da Fransa’ya ve Avrupa’ya oluş içindeki yerlerini veren ve bu oluşun geleceklere dönüşümünü gösteren alternatif bir sanayi siyasetine tercüme edilmesi gerektiğini göreceğiz.

Oluş, gelecek ve negantropoloji

 Sorunumuz, oluş içinde çözünür olmayan  gelecektir –emeğin, bilginin ve bunun üretebileceği her şeyin, yani her şeyin– geleceği. Çözünebilir olmaması, eriyebilir ve çözülebilir olmaması anlamına gelmez ama aynı zamanda kaybı anlamına da gelen bu çözünme, bizim de  çözünmemizdir. Bu olası çözünme aslında de jure  muhtemel olmayandır: burada çözülme hakkımız yoktur. Oluş, en muhtemele tabidir. Gelecek muhtemel olmayanla kurulur. İngilizcede oluş ile gelecek arasındaki farkı duymak zordur çünkü bu dilde gelecek kelimesi future  ile karşılanır ki bu aynı zamanda Fransızcada da varolan futur keli mesidir. Oysa biz Fransızlar için istikbal hem oluşu hem geleceği içerir. Şu halde benim burada gelecek [avenir ] dediğim şeyin karşılığı yoktur. İngilizcede avenir,  gelmekte olan, what it is to come  olarak çevrilmelidir. Lévi-Strauss elbette felsefede doğa içinde ve önünde özgürlüğün –ve dolayısıyla iradenin– nedenler üstü olduğunu öne süren çok sayıda söylemi bilmiyor değildir, ancak o burada yeni farklar ortaya çıkararak dünyanın bozulmasını ertelemek şöyle dursun, bunu hızlandıran entropik bir güçten başka bir şey görmez. Bununla birlikte Lévi-Strauss, Nietzche’nin kendisinden yetmiş yıl önce gelişini ilan ettiği nihilist bakış açısını benimser.

Lévi-Strauss’un nihilist bakış açısını kabul edemeyiz. Oluş içinde çözünmeye karar veremeyiz ve vermemeliyiz. Bunu yapamayız çünkü bu, çocuklarımıza muhtemel bir gelecek vaat edememek anlamına gelir ve bunu yapmamalıyız çünkü Lévi-Strauss’un akıl yürütmesi, felsefenin başlangıcından bu yana noetik ruhun ve “insan” denilen şeyin, yani organikten organolojiğe geçişin, negantropolojik boyutunun bastırılması üzerine kuruludur. Lévi-Strauss antropolojiyi bir entropoloji olarak kavramayı önerir. Ama Canguilhem’in türünü özellikle belirttiği ve noetik ruhu niteleyen, (Lévi- Strauss’un insanın “eserleri” adını verdiği şeyi üreten) noesisin ara ürünü olduğu hayatın teknik biçiminin ortaya çıkardığı negentropiyi dikkate almaz. Her noetik eser, noesisin ara ürünü olarak, bir çatallanma ve oluşta, yasalarına indirgenemeyecek özel bir fark yaratır (muhtemel olmayan yarı-nedensel ve bu anlamda “özgür” – düşünce özgürlüğü, etik özgürlük, estetik özgürlük gibi). Burada Schelling’i okumak gerekir. Ancak böylece, kendi jestine karşı dönebilecek bir farmakon ortaya çıkarabilir ve bu nedenle de Aufklärung (Aydınlanma) kendi karşıtına, yani Adorno’nun, Horkheimer’ın ve Habermas’ın Weber’i takiben rasyonalizasyon dedikleri şeye yol açabilir. Valéry, Freud ve Husserl, trajik çağın Grekleri için Prometevari, Epimetevari ve hermenötik kaderleri olan bu zihinsel iki katlılığın altını Lévi-Strauss’tan önce çiziyorlardı. Ancak Lévi-Strauss’tan farklı olarak, ne trajedi yazarları, ne Valéry, ne Freud, ne Husserl noesisin ve organolojik koşulunun negantropolojik doğurganlığını inkâr ediyorlardı. Bu inkâr, tamamen hesaba dayalı yani ruhunu kaybetmiş kapitalizmin edim halindeki nihilizmini kavrayamayıp nihilizme maruz kalanların özelliğidir. Kapitalizmin ruhunu kaybetmesi, sadece dinsel kaynaklarıyla kopuşu ve inancın sayısal ve parasal güvende erimesinin sonucu değil, aynı zamanda “big data”ya uygulanan yoğun hesaplamalar üzerine kurulu bağıntı ideolojisi aracılığıyla her tür teoride gerçekleştirdiği yıkımdandır. Kapitalizmin ruhunun kaybı, ruhun da tamamıyla proleterleşmesine tercüme edilir. Yeni bir hukuki durum oluşturmak için bu olguyla mücadele etmek, bunu mümkün kılan sayısal farmakona, bu farmakolojik durumu tanıyan yenibir hukuki hal tembihlemek olur, ancak bu, ona yeni bir bilgi çağı oluşturan tedaviler salık vermekle mümkündür.

Lévi-Strauss’un söylemi, derinden nihilist, tam anlamıyla umutsuz ve temelden umut kırıcıdır – ne berrak (aydınlatıcı) ne de rasyoneldir. Rasyonalite, oluşa tabi değildir ve bu açıdan da özgürlüğün çeşitli boyutlarının birimidir, yani “kararlılıklar” adını verdiğimiz şeyin yorumlama düzlemi olan “sonların saltanatında” tüm sonların belirsiz ufkunu oluşturduğu için muhtemel olmayanın boyutlarının da birimidir. Kararlılıklar yoktur çünkü “akıl, dürtüyü tahayyülde tasarlanan ama gerçekte varolmayan bir sonun gerçekleştirilmesine doğru yönelten ve eleştiren deneyimin bir etkenidir.”24Whitehead, akıl bir organdır, der ve bu organ, olması gerekenden olana geçişi, yani tüzenin olgularda gerçekleşmesini düzenler, tüze yeni olandır, yani negentropidir: Akıl yeniliği vurgulayan organdır. Yeninin projede ve daha sonra olgularda gerçekleşmesini sağlayan yargıyı tedarik eder.25Kararlılıklar içkin olarak ihtimal dışı vaatlerdir ve böyle olmakla, her zaman gelecekmiş gibi kalan yani muhtemel olmayan bir negantropos arzusuna neden olurlar.26Muhtemel olmayan, bu evrensel bozulmanın kışında baş gösteren bir bahardır. İnsanlı yeryüzünde yerelleşen evren “enerjinin yavaş ama kesin bir biçimde bozulduğu fiziksel doğanın tahribatı eğilimiyle doğanın yıllık yenilenmesi ve biyolojik evrimin yükselen seyrinin baharında kendini gösteren diğer eğilimin mekânıdır. […] Akıl, ilksel unsurun tarihin seyri içinde kendisine dayattığı disiplindir.”27Bu disiplin, Lévi-Strauss’ta ve entropolojisinde eksik olan şeydir.

Bu metin, 2015 yılının Ocak ayında Durham Üniversitesi’nde verilen bir konferanstan alınmıştır.

FED’in eski başkanı Alan Greenspan’in ABD Temsilciler Meclisi’nde 23 Ekim 2008 tarihinde yaptığı konuşmada “Kuruluşların, özellikle bankalar ve benzerlerinin kendi çıkarlarını koruyacaklarını, kendi hissedarlarını ve onların firmalarındaki kıymetlerini korumakta en yetkin merciler olduklarını düşünmekle çok hata etmişim” deyişi aynı zamanda krizle birlikte neoliberal ideolojinin iflasıyla da ilişkilendirilir (ç. n.).

Amartya Sen, gelir ve fayda tabanlı refah analizlerine karşı, refah artışının bireylerin kapasitelerini geliştirerek sağlanabileceği ve kalkınmaya yol açacağını savunur (ç. n.).

Amartya Sen, Un nouveau modele économique. Développement, justice, liberté, Odile Jacob, Paris, 2003, s. 12.

Age.

Age, s.19.

Henri Atlan, Le Cristal et la fumée, Seuil, Paris, 1979.

Edgar Morin, La nature de la nature, Seuil, Paris, 1977.

Alfred North Whitehead, La fonction de la raison, Payot, Paris, 2007, s. 116.

Claude Lévi-Strauss, Tristes Tropiques, Plon, s. 495. Bu “başka bir şey yapmadı” Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu’ndan itibaren ürettiği ve postyapısalcılığı da tanımlayan ve nihilizmin bir sonucu olan “bundan başkası değildi” şeklindeki bir retorik biçimle aynı türden olduğunu düşünüyorum.

Yukarıdaki alıntıda Hüzünlü Dönenceler’in Bozkurt Güvenç tarafından yapılmış çevirisine başvurdum ancak burada aynı cümleciği kendi çevirimle kullandım (ç. n.).

Bkz. “Avenu” (olmuş) maddesi, Dictionnaire historique de la langue française, yön. Alain Rey, Le Robert.

Husserl fenomenolojisinde retention kavramı anı algılarken daha önce algıladıklarımızdan bağımsız bir bilgi elde edemeyişimizi ifade eder. Ama aynı zamanda henüz yaşanmamış anların bilgileri de içinde bulunduğumuz anda kendisini gösterir ki bunu da protention kavramıyla açıklamıştır (ç. n.).

Stiegler, üçüncül geçmişe yönelimle (retention tertiaire) teknik olarak kaydedilen izi kast eder. Birincil olana örnek, akılda tutulan bir melodi olabilir. Üçüncül geçmişe yönelim veya hafızada tutma durumunda, Paleoantropolog André Leroi-Gourhan’ın deyişiyle hafızanın “dışsallaştırılması”ndan söz edilebilir (ç. n.).

Bu nedenle Lévi-Strauss insanın “kendini yeniden ürettiği zaman” entropik olmadığını söyler.

Bertrand Bonello’nun Tiresia filmi, organiğin bu organolojik bozukluğuyla başlar.

Küçük Derridacılar, Jacques Derrida’nın ölümünden on yıl sonra beni suçlarken verdikleri maymunlar ve papağanlar konserinde, beni insanmerkezli bir bakış açısıyla différance’ı kaybetmekle suçladıklarını sanırken bilmedikleri budur.

Bu sorular için bkz. 2014 ilkbahar seminerinin notları, pharmakon.fr

Georges Bataille, La part maudite [Lanetli Pay], 1949.

Age, s. 33.

Age, s. 34.

Age, s. 47-48.

Age.

Whitehead, age, s. 105.

Age, s. 113

Arzu nesnesi ihtimal dışıdır çünkü karşılaştırılamaz ve Maurice Blanchot, Yves Bonnefoy’un ihtimal dışını arzudan yola çıkarak yeniden ele alır.

Whitehead, age, s. 99.

Published 7 May 2019
Original in French
Translated by Nazlı Ökten
First published by Multitudes 60 (2015) / Cogito no. 93, Spring 2019

Contributed by Cogito © Bernard Stiegler / Multitudes / Cogito / Eurozine

PDF/PRINT

Read in: FR / TR

Published in

Discussion