Kalp Kirilmadan Kale Yapilmaz!

Kale taþlarýnýn ezdiði Abdullah Cömert, Mustafa Sarý, Mehmet Ayvalýtaþ, Ethem Sarýsülük ve 8 köpek, 63 kedi, 1.028 kuþun anýsýna…1

Baþlýk Ortadoðu’nun az yazan mütefekkirlerinden Abdûlgaffar el Hayatî’ye ait. Dört sözcükle muktedir olmanýn ardýnda yatan kanlý gerçeði açýklamýþ. Tepelere kurulmuþ anlý þanlý kalelerin bir cellat sýrýtýþýyla bizleri süzerken o sýrýtýþýn neleri gizlediðini, kaç kalp kýrýklýðýna neden olduðunu veciz bir biçimde göstermiþ. Her anýt sembol tutkusunun zamanýn ötesine uzanma gibi, iktidar olmanýn vahþi boyutunu da iþaretlediðini hatýrda tutup, günümüzün sýrýtan sembollerine bakalým: AVM’ler, gökdelenler, uçak gemileri, köprüler, havaalanlarý, kýþlalar, anýt mezarlar ve devasa camiler… günümüzün kaleleridir.

Fans of Istanbul’s three largest football clubs come together at Gezi Park.Source:Supportgezi on Facebook

***

Müesses nizamýn rahle-i tedrisinden geçmiþ devletli/mektepli münevverlerin öngöremediði bir süreç yaþanýyor. Münevver olarak ahaliye akýl öðretmekle kendilerini görevlendirmiþ olanlarýn fena halde “çuvalladýðý” bir olayla karþý karþýyayýz. Bu durum devlet/mektep sýralarýnda zihinleri rendelenmiþlikle ya da muktedirseverlikle açýklanabilir ancak. Her gün hakaret edercesine akýl öðreten gazete ve televizyonlarýn da ayný tesviyeden geçtiðini ve yine fena halde “çuvalladýðýný” bir kenara not edelim. Okkalý sýfatlarý ad olarak edinen kurum ve partilerin de benzer bir “çuvallama” içerisinde olduðunu da görmek ve akýl saðlýðýmýzý muhafaza etmek açýsýndan sýk sýk hatýrlamak gerek.


Kabul edelim: Hiçbir siyasi yapýlanmanýn kontrolüne girmeden oluþan bir sosyal uyanýþ var. Toplum mühendislerinden emir almaktan, aþaðýlanmaktan, hayatýna sürekli müdahale edilmesinden býkýp sokaða çýkan bir kitle bu… Biber gazý, cop, tazyikli su yemeye; polisin yerlerde sürüklemesine, tekme tokat giriþmesine razý olup bunu göze alarak Taksim Meydaný’na gelen, korkmayan bir kitle bu… Gaz maskesi, limon, sirke, talcid vb. araçlarý savunma aracý olarak düþünüp, edinen; polisin zýrhlý araçla, helikopterle saldýrýsýna karþý kendini bu malzemeyle korumaya çalýþan bir kitle bu… Gece yarýsý sokaktaki sesleri duyup çocuk arabasýna henüz yürüyemeyen çocuðunu koyup sokaða fýrlayýp, isyana kendince katýlan bir kitle bu… 2 Otoriter, totaliter muktedirler tarafýndan hayatlarýnýn tanzim edilmesine artýk razý olmayan bir kitle bu… Çoðunluk olmanýn gücünü arkasýna alarak diðer insanlarý terörist, kökü dýþarda, marjinal, vandal, çapulcu… gibi (kendince) küçümseyici sýfatlarla yaftalamak isteyenlere karþý çýkanlarýn yer aldýðý haysiyet sahibi bir kitle bu…

***

“Buraya bakýn, burada, bu kara mermerin altýnda/ Bir teneffüs daha yaþasaydý/ Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür/ Devlet dersinde öldürülmüþtür// Devletin ve tabiatýn ortak ve yanlýþ sorusu þuydu:/ – Maveraünnehir nereye dökülür?/ En arka sýrada bir parmaðýn tek ve doðru karþýlýðý:/ -Solgun bir halk çocuklarý ayaklanmasýnýn kalbine!dir.”
Ece Ayhan

***

Önce büyük fotoðrafa bakmaya çalýþalým: Dünya ahvalinde Ýslam ve Modernite çatýþýyor. Ýki farklý hayat tarzýna iþaret eden bu iki kimlik kendisi için alan açmaya çalýþýyor. Taraflarýn kullandýðý sembollere, yaptýðý açýklamalara, yan yana gelenlerin hayat tasavvurlarýna dikkat edilirse hemen saptanacak basit bir olgu bu.

Allah, Peygamber ve Kuran’ý simge olarak seçen Ýslam’ýn baþlangýç tarihini Kuran’ýn M.S. 610 yýlýnda indirilmesiyle baþlatabiliriz. Ýslam, dünyadaki varolma savaþýna bin dört yüz üç yýl öncesinden baþladý. Bugün elli yedi ülkede varlýðýný sürdürüyor. Dünya nüfusunun % 22’sini oluþturan yaklaþýk 1. 5 milyarlýk bir nüfusa sahip. % 22’lik bir nüfusla toplam dünya üretiminin % 7’sini üretiyor. Dünyanýn en yoksul kýrk sekiz ülkesinin yirmi ikisi Ýslam’ý din olarak seçmiþ: Dahasý, kiþi baþýna ortalama gelirin 2.631.00 $ olduðu Ýslam coðrafyasýnda dünyada en zengin Ýslam ülkesi ile en fakir arasýndaki gelir farký tam üçyüz kat. Kiþi baþýna 53.000.00 $ dolar gelirin düþtüðü Katar en zengin Ýslam ülkesiyken, 177.00 $ düþen Etiyopya en fakir ülke; Allah’ýn, Peygamber’in ve Kuran’ýn göz yumduðu insaf ötesi bir eþitsizlik…

Altýný çizelim: Bin dört yüz üç yýllýk bir geçmiþ, bir kardeþlik toplumu oluþturamadý!

Bu inanç sistemi kendini cisimleþtiremedi, “Ben daha iyi bir hayat öneriyorum,” diye yüz yýllardýr verdiði vaazý gerçekleþtiremedi. Basit, çýplak, net gerçek bu! Neden?

Zira, bütün tek tanrýlý dinler gibi Ýslam da mutlak ve kutsal doðrularý olduðuna inanýr: “Dine bir politik rejim olarak inanan dindara göre, her þeyi herkesten daha iyi bilen bir tanrý, bu bilgisini emanet ettiði bir peygamber ve bu bilginin somutlaþtýðý kutsal bir kitap, bireysel ve toplumsal sorunlarýn çözümü için yeterlidir. Diðer kaynaklar ya gereksiz ya da ikinci, üçüncü derecede önem kazanýr.” Bu kapatýcý inanç kiþinin kendini özne olarak inþa etmesini önler, yöneten yönetilen ayrýmýnýn ortadan kalkmasýný murad eden bir tahayyülü anlamsýz kýlar, özgürlük ateþini beslemez, kiþinin yaratýcý potansiyelini azaltýr. Örneðin: Nobel Ödülleri’nin yüz on iki yýllýk tarihinde Ýslam coðrafyasýnda Nobel Ödülü alan on kiþi çýkmýþ. Ýslam nüfusunun %1’ini oluþturan Yahudiler ise yüz dört Nobel Ödülü almýþlar.

Ýnsanlýk tarihinde bir suç makinesi olarak varlýðýný sürdüren devletin tahakkümcü karakterine içerik veren dinler arasýnda Ýslam da var; Ýslam ülkelerinde devlet çok güçlü ve acýmasýz. Henüz temsili demokrasi mekanizmalarýný bile oluþturmada epey sorun yaþayan bu coðrafyanýn insan haklarý karnesinin de epey sorunlu olduðu biliniyor. Muhammed Hüsnü Said Mübarek (Mýsýr), Muammer Muhammad Abu Minyar el-Kaddafi (Libya), Saddam Hüseyin Abdülmecid El-Tikriti (Irak), Beþþar Hafýz el-Esed (Suriye) gibi 21. yüzyýlýn en gaddar diktatörlerini Ýslam coðrafyasýnýn çýkardýðýný rahatlýkla söyleyebiliriz.

Modernite ise yaklaþýk 17. yüzyýlda Avrupa’da ortaya çýkan, zamanla tüm dünyaya yayýlan toplumsal deðerler sistemine verilen addýr. Ýnsaný ve aklý merkez olarak alýr, dini arka plana iter, laikliði temel ilke olarak benimser. Öznenin ve özgürlük fikrinin yaygýnlaþýp güçlenmesini önemser. Felsefi olarak Aydýnlanma, siyaset olarak Fransýz Devrimi ve ekonomik olarak da Sanayi Devrimi üzerinden kendini var eder. Temsili demokrasi mekanizmalarý iþler. Bankalar ve borsalar, çok uluslu þirketler, atom bombalarý, nükleer santraller, uçak gemileri ve gökdelenler bu coðrafyanýn simgeleridir. Ve tüm bu simgelerin ortak adý Kapitalizmdir. Ýnsanlýk tarihinin en kanlý savaþlarý olan I. ve II. Dünya Savaþlarý (otuz üç milyon insan ölmüþtür), Nazi Toplama Kamplarý; Adolf Hitler (Almanya), Benito Amilcare Andrea Mussolini (Ýtalya), Francisco Franco y Bahamonde (Ýspanya), António de Oliveira Salazar (Portekiz) gibi 20. yüzyýlýn en gaddar faþist diktatörleri de bu coðrafyanýn ürünüdür.

***

“alýn þimdi bu vahþeti gülle donatýn/ zafer taklarý istiyorum ve þenlik ateþi/ bilgeler getirin boðazlarýný kesin hayvanlayýn/ böðüren böðürtlenler sergileyin bana”.
Hüseyin Kýran

***

Bu topraklarda ise önce Ýslam, ardýndan Modernitenin kötü kopyasý Kemalizm iktidar oldu. Kemalizm “tekçi” bir anlayýþla yaklaþýk yetmiþ yýl Dersim kýrýmý ve elli bin insanýn öldüðü Kürt isyaný gibi toplu ölümlerin faili olarak memleketi yönetti, üç askeri darbenin gerçekleþtiði topraklarý militarizmle suladý. Sonrasýnda ise Ýslam rövanþý aldý, on yýldýr bu topraklarý AVM’lerle, gökdelenlerle, devasa camilerle, köprülerle, kýþlalarla “imar” ediyor. Ortadoðu’ya yönelik padiþahlýk/halifelik heveslerini saklamýyor. Ve itiraz edenlere de baðýrarak hakaret ediyor: Çapulcular!

***

Abdûlgaffar el Hayatî, “Kalp kýrýlmadan kale yapýlmaz!” der.

***

Ýslam’ýn ve Kemalizm’in “av sahasý” olarak kullandýðý bu topraklarda 31 Mayýs 2013 tarihinde bir kývýlcým çaktý. Bazý insanlar Ýslam’ýn ve Kemalizmin çekiþtirmelerinden býkýp “artýk yeter!” dediler ve yeni bir hayat talebinin ilk harcýný Taksim’de, Gezi Parký’nýn temellerine koydular. Kýrmýzý Elbiseli Kadýn polisin yüzüne tazyikli su sýkmasýndan korkup kaçmadý, ilk harç kaçmadýðý o noktaya konuldu. O ilk harcýn gerçekten yeni olan karakterinin cazibesi önce memleket topraklarýna, sonra da dünyaya yayýldý. Yüz binler Gezi Parký’na aktý. Yýllar sonra ilk kez “dayanýþma” sözcüðü görünür oldu, cisimleþti ve kitleselleþti.

Bu harcýn özellikleri kabaca þöyle:

1. Kendini herhangi bir grup, yapý ya da partiye ait hissetmemek: Gezi Parký eylemine karakterini verenlerin mutlak çoðunluðu ilk defa bu tip bir eyleme katýlýyorlar. Katýlanlarýn mutlak çoðunluðu kendilerini hiçbir siyasi partiye, oluþuma, derneðe yakýn hissetmiyorlar. Polis þiddetine tepki duyduklarý için eyleme katýlmýþlar ve en önem verdikleri baþlýk: Özgürlük!

2. Anti-Kapitalist olmak: Gezi Parký yerine yapýlmasý planlanan alýþveriþ merkezi (AVM) yapýlmasýna karþý çýkýyorlar. Park içerisinde aðaçlara asýlan duyurularda “Park içerisinde hiçbir þey ücretli deðildir” uyarýsý var. Sofralar herkese açýk. Yapýlan tüm iþlerde gönüllülük ilkesi geçerli.

3. Anti-Militarist olmak: Gezi Parký yerine yapýlmasý planlanan bir baþka proje olan Topçu Kýþlasý’nýn yapýmýna da karþý çýkýyorlar; Ýslam’ý referans noktasý alan AKP Genel Baþkaný ve Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan’ýn “Kýþla” önerisine karþý çýkýp “Park” diyorlar. Eylem süresince þiddete baþvurmamayý tercih ediyorlar. Ulusalcý gruplarýn “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” türü attýðý sloganlara, “Ölmeyeceðiz, öldürmeyeceðiz” diye cevap veriyorlar.

4. Katýlýmcý demokrasiden yana olmak: Kiþiler herhangi bir örgütlü yapý üzerinden eyleme katýlmadýklarý için birbirlerini de tanýmýyorlar. Belli bir kod üzerinden hareket etmiyorlar. Her kiþinin kendi adýna söz aldýðý, sürdürülebilir bir ortak payda inþa ettiði eylem yapma becerileri var. Özgürlüklerini çok önemsiyorlar. “Temsil etmek” üzerinden varlýðýný sürdüren mevcut örgütlü siyasal yapýyý varlýklarýyla, eylemleriyle reddediyorlar. Her kiþinin temsil haklarýný baþkasýna devretmeden kendi adýna söz aldýðý “doðrudan demokrasi”yi önemsiyorlar.

5. Ekolojik hassasiyete sahip olmak: Ýlk kývýlcýmýn aðaçlarýn kesilmesi, Gezi Parký’nýn imara açýlmak istenmesi ile çaktýðýný hatýrlayalým. Üçüncü köprüde binlerce aðacýn kesileceðinin açýklanmasý, yapýlmasý planlanan yeni Kanal Ýstanbul ve 3. havaalaný ile ekolojik dengenin bozulacaðýnýn aþikâr olmasý ekolojik hassasiyeti arttýrdýðý gözlemleniyor.

6. Bütün bu süreci mizah duygusunu yitirmeden yaþamak: Eylem harcýnýn en ayrýksý özelliði ise mizah duygusunun artarak çoðalmasý. Ýslam’ý referans noktasý alan AKP Genel Baþkaný ve Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan’ýn hakaret amacýyla sarf ettiði “Çapulcu” nitelemesini kabul edip, içeriðini deðiþtirerek tekrar Recep Tayyip Erdoðan’a iade ettiler. Çapulcu yazan tiþörtler basýldý, Çapul TV kuruldu, gündelik kullanýmda çapulcu “isyancý” anlamýnda kullanýlmaya baþlandý.

Çünkü, mizah maðrur ve maðduru ayrýþtýrýr: “Kendine dönük her ciddiyet suçludur.

Mizah bizi bundan korur ve verdiði hazzýn dýþýnda, bu nedenle de deðerlidir. (…) Mizahtan yoksun bir ermiþ, kederli bir ermiþtir. Mizahtan yoksun bir bilgi, hâlâ bir bilge midir? Zekâ, her þeyi alaya alan þeydir ve bu nedenle mizah, çok haklý olarak zekânýn parçasýdýr. (…) Ýnsan yalnýzca karþý taraf’a gülebiliyorsa bu ne büyük bir kederdir! Ve yalnýzca baþkalarýna gülebiliyorsa bu ne ciddiyettir. Ýroni þudur: Kendini ciddiye alan bir gülme, alay eden bir gülme, ama asla kendisiyle alay etmez, ötekinin kellesini koparan bir gülmedir ve bu deyim yeterince açýklayýcýdýr.” 3, 4

***

“Elbet bir hinlik vardýr seni seviþimde/ ey kanýma çakýllar karýþtýran isyan// Polis olan babamla tatil arasýnda uçuþup duruyordum durmadan/ urlarým yoktu, suçum yoktu/ ve beyaz kuþlar kalkardý anamýn hýrkasýndan/ þehre karýþmayan bir dehliz deðildim/ sevinçle kovalýyordum kendimi/ bunlarý ansýmak baþýmý döndürüyor bazan/ elbet bir hinlik vardýr seni seviþimde/ ey kanýma çakýllar karýþtýran isyan.”
Ýsmet Özel

***

Bu satýrlarýn kaleme alýnmaya baþladýðý sýralarda eylem 11. gününü polis saldýrýsýyla tamamlamýþ, Taksim Meydaný’ný biber gazý kullanarak boþaltmýþtý. “Her yer Taksim her yer direniþ!” sloganýnda ifadesini bulan eylem 75 ilde 400 protesto ve 640.000 katýlýma ulaþmýþtý. Sýk sýk uluslararasý basýnda haber olmuþ, demokrat kamuoyunun desteðini arkasýna almýþ, dünyanýn gözü (Afrika, Amerika, Avrupa…) ve desteði Gezi Parký’na dönmüþtü.5

Peki, soralým: Toplumsal sonuçlarý bu denli etkili olan bu isyaný öngörebilen kimse neden yok! Neden anlý þanlý köþe yazarlarý, üniversite hocalarý, partiler, dünya bilgisini edindiðinden mutlak anlamda emin olan sol yapýlanmalar bu süreci öngöremedi? Bu süreci öngörememelerinin nedenleri üzerine düþünmektense neden hâlâ “akýl öðretmeye” devam ediyorlar? Neden köþe yazarý, yorumcu, üstad, hoca sýfatlarýyla ahkâm kesenler kendilerini sorgulamaktansa gençleri yorumlamayý (=sorgulamayý) tercih ediyorlar? Gençlerin sözünü elinden alan bu durumun temsili yeniden ürettiðini, kendileri üzerinden sorunun patinaj yaptýðýný neden fark etmiyorlar? Neden?

Bu sorulara þimdilik verebilecek cevabýmýz yok!

Ama bu soruyu dolaþýmda tutmak kendisini “akýl öðretmekle yükümlü kýlanlarýn” tahribatlarýndan korunmak açýsýndan yararlý olacaktýr.

Biraz geriye gidelim…6

2000 yýllarýnda M. Hardt ve A. Negri Ýmparatorluk adlý bir kitap yayýmladý. Bu kitapta ulus devletin yabancý topraklara yayýlmasýný anlatan emperyalizm teriminin küresel kapitalizmi açýklamakta eksik kaldýðýný, çok uluslu þirketlerin ulus devletlerden daha etkili ve tahripkâr olduðuna dikkat çekiyor, yeni bir “að iktidar” oluþtuðunu saptýyor, bu durum için imparatorluk kavramýný öneriyorlardý. Epey ilgi gören bu kitabýn ardýndan Çokluk adlý baþka bir kitap geldi. Bu kitaba göre küreselleþme ayný zamanda sýnýrsýz bir etkileþime açýk olma, böylece yeni iþbirliði ve ortaklýk imkânlarýnýn üretilmesi anlamýna geliyordu. Farlýlýklarýmýzý korurken birbirimizle iletiþime geçip yeni ortak paydalar yaratmamýz mümkündü. O halde çokluk da bir að olarak kavranabilirdi. Tüm farklýlýklarýn özgür ve eþit olarak kendini ifade edebileceði, taraflarýn birbirlerine açýk olduðu, geniþleme imkâný olan bir að…

Ayrýca halk, kitleler ve iþçi sýnýfý gibi toplumsal öznelerin taþýyýcý özelliklerini yitirdiðini belirtip yeni bir toplumsal özne önerisi olarak çokluk kavramý üzerinde düþünmeye davet ediyorlardý. Onlara göre, “Halk geleneksel olarak üniter bir kavramsallaþtýrma olmuþtur. Nüfus elbette birçok farklýlýk tarafýndan belirlenir, ancak halk, bu çeþitliliði bir tekilliðe indirger ve nüfusa bir özdeþlik dayatýr: ‘Halk’ birdir. Çokluksa aksine çoktur. Çokluk asla bir tekilliðe ya da tek bir özdeþliðe indirgenemeyecek sayýsýz içsel farktan müteþekkildir: Kültür, ýrk, etnik köken, toplumsal cinsiyet ve cinsellik farklarý kadar farklý emek biçimlerini, farklý yaþam tarzlarýný, farklý dünya görüþlerini, farklý arzularý da kapsar. Çokluk tüm bu tekil farklarýn çoðulluðudur. (…) Çokluk kavramý toplumsal çoðulluðun önüne, içsel farklarý korurken iletiþim kurmayý ve ortak hareket etmeyi baþarmak gibi zor bir görev koyar. (…) Çokluk (halk gibi) bir özdeþlik içermediði ya da (kitleler gibi) türdeþ olmadýðý için, çokluðun mensuplarý iç farklarýna raðmen iletiþim kurmalarýný ve birlikte hareket etmelerini saðlayan ortak paydayý bulmak zorundadýr. Gerçekte paylaþtýðýmýz bu ortak paydanýn keþfedilmekten çok üretildiði (abç) söylenebilir. (…)

Halk birdir. Nüfus, elbette sayýsýz farklý birey ve sýnýf içerir, ama halk bu toplumsal farklarý bir özdeþliðe indirger, bir sentez yaratýr. Çokluksa, aksine, birleþik deðildir ve çoðulluðunu korur. Hâkim siyaset felsefesi geleneðine göre halkýn bir egemen iktidar olarak yönetmesi mümkünken çokluk için bunun mümkün olmamasýnýn nedeni de budur. Çokluk bir dizi tekillikten oluþur. Burada tekillik sözüyle, farklarý bir özdeþliðe indirgenemeyecek, farklýlýðý baki kalan bir toplumsal özneyi kastediyoruz. Halkýn bileþenleriyse birliðin içinde farksýzlaþýr; farklarýný bir kenara koyarak ya da yok ederek bir özdeþlik olurlar. Dolayýsýyla çokluðun çoðul tekillikleri, halkýn farksýz birliðine zýttýr.”

Çokluk kavramý kalabalýk, kitleler, güruh gibi çoðul ortaklýklarla karýþtýrýlmamalýdýr. Bunlarýn bileþenleri tekil deðildir, kontrol edilebilir ya da ait olduklarý çoðulluklarýn içinde eriyebilir. Bu toplumsal öznelerin kendi baþýna hareket etme yetenekleri azdýr. Çokluksa, tekilliklerin ortak paydasý temelinde hareket eden aktif bir toplumsal özneyi anlatýr. Çokluk, iç farklarýný muhafaza eden bir aktif öznedir. Kuruluþu özdeþliðe ya da birliðe deðil üretilen ortak paydaya dayanýr.

Çokluðun en önemli özelliklerinden biri de kendini “iktidar olma/alma/etme” söylemi üzerinden kurmamasýdýr. Böylece iktidarý almanýn manevralarýndan, þiddetinden, uzlaþmalarýndan, susarak onay vermelerinden ve ahlaki kirlenmelerinden kendini korur; iktidar olma/alma/etme üzerinden kurulmuþ bir söylemin dýþýna çýkmayý dener, yeni bir toplumsallýk için düþünme imkâný biriktirir. Oysa “Halk” iktidara taliptir, “bir”dir, yönetebilir; “Çokluk” iktidar söylemi içinden konuþmaz, “tekildir”, yönetemez. “Yönetme” üzerinden kendini kuran mevcut siyaset bilimini ve bilimcilerini þaþýrtýr, hatta allak bullak eder. (Cevap?)

Demokrasi küresel dünyada giderek artan bir taleptir. Çokluk, demokrasi ortak paydasý çerçevesinde bu talebi örgütleme imkânýna sahiptir. Böylece çok uluslu þirketler üzerinden son derece akýþkan bir hale gelmiþ olan sermaye ve tahakküm hareketlerine karþý yine ayný akýþkanlýkta olan baþka bir demokratik özne oluþturulabilecektir: “Çok merkezli sermaye”ye karþý “merkezi olmayan çokluk!”

Saldýracak hedef arayan iktidarý þaþýrtan, merkezi olmayan çokluk!

Çokluk bütün bir egemenlik tarihine meydan okur. Siyaset felsefesinin sürekli tekrar edilen dogmalarýndan biri, “bir”in yönetebileceðidir. Bu bir kral, padiþah, baþbakan, halk ya da sýnýf olabilir. Tekillerin oluþturduðu çokluklarsa yönetemez, onlarýn yönetilmeleri gerekir. “Dolayýsýyla her egemen iktidar, zorunlu olarak, komuta veren bir baþkan, itaat eden uzuvlardan ve yöneticiyi destekleyen organlardan oluþan bir siyasal bedendir.” Çokluk ise bu egemen dogmaya meydan okur, komuta eden ve itaat eden tekillikler olmadan, tekilliklerin ortak paydayý oluþturabileceðini ve kendi kendini yönetebileceðini iddia eder: “Ýçinde komuta eden ve itaat eden parçalarýn olduðu bir siyasal beden deðil, kendi kendini yöneten bir canlý ettir. ” Yöneten yönetilen iliþkisini deðiþmez veri olarak kabul eden verili siyasi algýyý reddeder. Ve bunun mümkün tek karþý koyma biçimi olduðunu söyler.

Zira artýk sermaye fabrika duvarlarýnýn ötesine, tüm yerküreye daðýlmýþ, çok uluslu þirketler her yerde, her kiþiye komuta etmeye baþlamýþtýr: Kapitalist tahakküm bir “yer-sizlik” [non-place] haline, daha doðrusu “her-yer” haline gelmiþtir. Artýk sermayeye karþý savaþ tüm yerkürede sürdürüldüðü zaman sonuç verme imkânýna sahiptir. “Bir”leþmiþ toplumsal özneler üzerinden yürütülen bir karþý koyma dönemi kapanmýþtýr. Tekilliklerden oluþan çokluklarýn ürettiði ortak paydalar çerçevesinde yeni bir hattý tahayyül etme zamanýdýr. Zira, egemenlik iliþkileri hep ikili iþler, komuta eden kadar itaat edeni de içerir. Ýtaat edenin itaat etmekten vazgeçtiði oranda egemenin komuta alaný daralýr, iktidar alaný küçülür…

***

“güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparýrsan/ dikenlerini kopardýðýn yerler teker teker kanar// dikenlerini kopardýðýn yerleri bir bahar filân sanýrsan/ Kürdistan’da ve Muþ-Tatvan yolunda bir yer kanar”.
Turgut Uyar

***

Toparlarsak: Osmanlý ve Cumhuriyet Tarihi’nin en özgün isyanýyla karþý karþýyayýz. Hem iç özellikleri hem de kamuda yarattýðý etki dikkate alýnýrsa benzeri olmayan bir isyan olduðu kabul edilecektir. Eyleme katýlanlarýn arasýnda kadýn oranýnýn görülmemiþ oranda yüksek olmasý (Konda: % 50.8), katýlanlarýn günlerce eylemi sürdürmekte ýsrar etmesi (19. gün), çoðunluðu gençlerin oluþturmasý ve herhangi bir örgütlü yapý, parti, dernek, sivil toplum kuruluþuyla iliþkisi olmayanlarýn sürece damgasýný vurmasý gibi özellikler eylemi benzersiz kýlýyor. Yanýsýra aralarýnda þiddetli çatýþmalarýn sürdüðü takým taraftarlarýnýn bile bir araya gelmesi, Türk ve Kürt milliyetçilerinin “Faþizme karþý omuz omuza” gibi sloganlarý tereddüt etmeden beraberce atmasý dikkate alýnmasý gereken diðer özellikler…

Ýslam ve Modernite (= Kemalizm) üzerinden varlýðýný sürdüren, “temsil”i deðiþmez bir veri olarak kabul eden verili tüm siyasi yapýlanmalarý reddeden, bu anlamda “baþka bir dünya mümkün” sözcüklerinde anlamýný arayan “yeni”yi hem içeriklendiren hem de cisimleþtiren bir isyan bu…7

1 Mayýs’ta Taksim’i göstericilere kapatan iktidarýn otoriter, totaliter ve tekçi karakterini deþifre eden, “inþaat var!” yalanýnýn ne kadar içi boþ bir yalan olduðunu iktidarýn yüzüne çarpan bir isyan bu…

“Ýktidar her yerdedir, direniþ de her yerde olmalýdýr!” sloganýný kendi konumu üzerinden yeniden üreten, “Her yer Taksim her yer direniþ!” sloganý ile Kapitalizmin yeni bir “að iktidar” örgütlenmesine girdiðini fark eden ve ona uygun bir strateji geliþtirmeyi deneyen, beceren, etkisini bu topraklarýn yaný sýra dünyaya da aktaran bir isyan bu…

Kapitalizmin ekolojik dengeyi fütursuzca bozmasýna, büyüme çýlgýnlýðýna karþý özel bir hissiyatý dillendiren bir isyan bu…

Sadece yýkýcý özellikler taþýmayan kurucu özellikler de taþýyan (43 adet çapulcu þarkýsý), mizaha sýk sýk baþvuran bir isyan bu…Týpký Aristofanes’in meþhur oyununda Atinalý erkeklerin savaþlarýný durdurmak için Lisistrata’nýn önerdiði meþhur silah gibi eylemler üzerinde düþünen (savaþan erkekleri yataklarýmýza almayacaðýz!) bir isyan bu…

***

Hrant Dink’in cenazesine ve Ufuk Uras’ýn seçim kampanyasýna katýlanlarla beraber deðerlendirilince bu isyanýn kendini biriktirdiðini ve çoðalttýðýný, daha etkin ve kapsamlý baþka isyanlara kendini gebe býraktýðýný rahatlýkla söyleyebiliriz: ” Ayrýca iktidarla doðrudan çatýþmaya girdikçe, sonuç olumlu ya da olumsuz olsun, ortak yoðunluk daha da artar : Göz yaþartýcý gazýn acý kokusu duyularýmýzý keskinleþtirir ve sokakta poliste çatýþtýkça kanýnýz öfkeyle kaynar; yoðunluk patlama noktasýna yaklaþýr. Ortak paydanýn yoðunlaþmasý sonunda antropolojik bir dönüþüm yaratýr ve mücadelenin içinden yeni bir insanlýk çýkar.”8

Hayvan Haklarý Ýnisiyatifi'nden veteriner hekim Tolga Yazýcý'nýn verdiði bilgiye göre, Taksim'de 17 günde biber gazýndan 8 köpek, 63 kedi, 1.0- 28 kuþ öldü. T24, 15 06 2013.

Gece saat 03.30'da, Kadýköy'de Boða Heykeli'nin yanýnda bizzat gördüm.

Eylemin 16. Gününde yayýmlanan bir listede 43 adet Çapulcu þarkýsýna iþaret ediliyor. 15 gün gibi çok kýsa sürede seslendirilen bir liste bu. Tam liste için bkz Best of Gezi-Elif Ekinci, Radikal, 12. 06. 2013.

Bu yargýlarý besleyecek sosyolojik verilere sahip deðilim. Ama hemen her gün Gezi Parký'na gidip atmosferi anlamaya, destek olmaya çalýþtým, eylemcilerle konuþtum. Medyada yer alan eylemcilerle yapýlmýþ röportajlarý izledim. Bu çerçevede yaptýðým çýkarsamalarýn hatalý olduðunu pek sanmýyorum. Bilgi Üniversitesi'nin ve Konda'nýn yaptýðý anket çalýþmalarý da gözlemlerimi doðrular nitelikte. Bilgi Üniversitesi tarafýndan üç bin kiþiye ulaþýlarak yapýlan anket çalýþmasýna göre eyleme katýlanlarýn %70'i kendini hiçbir siyasi partiye yakýn hissetmiyor, %14.7'si bu konuda kararsýz, %15.3'ü ise kendini bir siyasi partiye yakýn hissediyor. Eyleme katýlanlarýn %53.7'si daha önce hiç bir kitlesel eyleme sokaða çýkarak katýlmamýþ, % 81.1'i kendini tanýmlamak için "özgürlükçüyüm" seçeneðini tercih ediyor. %39.6'sý 19-25; %24'ü 26-30 yaþlarý arasýnda. (Toplam: Eyleme katýlanlarýn % 63.6'sý 19-30 yaþlarý arasýnda.) Konda'nýn dört bin dörtyüz on bir kiþiye ulaþýlarak yapýlan anket çalýþmasýnda yer alan bazý verileri aktaralým: Sade vatandaþ olarak Park'a gelenlerin % 73 polis þiddetinden sonra gelmiþ; sürekli olarak gelenlerin oraný % 31, her gün uðrayanlarýn oraný % 35.6; sade vatandaþ olarak gelenlerin oraný 93.6, bir grubu, oluþumu temsilen gelenlerin oraný % 6.4; özgürlüklerin kýsýtlandýðýný düþündüðü için gelenlerin oraný % 58.1, en çok talep edilen baþlýk % 34.1 ile özgürlük; herhangi bir siyasi partiye, oluþuma, derneðe, sivil toplum kuruluþuna üye olmadan katýlanlarýn oraný % 79; daha önce hiçbir eyleme katýlmamýþlarýn oraný % 44, üyeliðim var daha önce eyleme katýldým diyenlerin oraný %16; katýlanlarýn yaþ ortalamasý 28; katýlanlarýn cinsiyet daðýlýmý- erkek % 49.2, kadýn 50.8; katýlanlarýn uðraþlarý: çalýþan %52, öðrenci % 37.

Ýstanbul Gezi Parký'nda yaþanan olaylarýn ardýndan internetten yemek sipariþleri de patladý. Türkiye'nin dört bir yanýndan eylemcilere destek için yiyecek ve içecek gönderildi. Taksim Gezi Parký civarýndaki adreslere yönlendirilen yiyecek ve içeceklerin ödemeleri de kredi kartýyla internet üzerinden gerçekleþti. Eylemcilere destek olanlar daha çok pizza, hamburger, dürüm gibi hýzlý tüketim ürünlerini tercih etti. Bazý þirketler de ise çalýþanlar organize olarak toplu sipariþlerle eylemcilere destek oldu. Eylemciler internet üzerinden gönderdikleri mesajlarda ise "Pizza için teþekkürler. Ancak gaz maskesi gönderin" gibi isteklerde bulundu. Sipariþlerin özellikle cuma gününden sonra ciddi þekilde arttýðýný belirten yemeksepeti.com'un CEO'su Nevzat Aydýn, þu bilgileri verdi: "Eylemcilere destek olmak isteyenler Taksim Gezi Parký çevresindeki adreslere yiyecek ve içecek sipariþleri veriyor. Daha çok sosyal medyada organize olan eylemciler adresleri paylaþýyor. Türkiye'nin tüm illerinden bu noktalara sipariþler veriliyor. Sipariþleri geçenler ödemeleri de kendileri yapýyor. Bu sipariþleri verenler kendi bütçelerine göre tercihler yapýyor. Daha çok pizza sipariþi verildiðini gözlemliyoruz. Bunun dýþýnda su baþta olmak üzere bir çok içecek de sipariþ ediliyor." Sipariþlerin sadece Türkiye'den deðil Almanya, Belçika, Fransa, Amerika, Ýngiltere ve hatta Kenya'dan gönderildiðini anlatan Nevzat Aydýn, "Toplamda 1000'in üzerinde sipariþ alýndý. Bu sipariþlerden bir tanesinin tutarý 2 bin 500 lirayý buldu. Sipariþlerin yüzde 10'luk kýsmý ise yurtdýþýndan geldi. Özellikle Avrupa ülkelerinde yaþayan Türk vatandaþlarý eylemcilere bu þekilde destek oldu" dedi. Hürriyet, 4 Haziran 2013 Brezilya'da otobüs, metro ve tren bileti ücretlerinin artmasýný protesto için yapýlan gösterilerde çatýþma çýktý. Ülkenin en büyük kenti Sao Paulo'nun merkezinde göz yaþartýcý bomba ve plastik mermiyle göstericilere müdahale eden polis, yaklaþýk 40 kiþiyi gözaltýna aldý. En az 55 kiþi de yaralandý. Polis, baskýnda molotofkokteyli, býçaklar ve uyuþturucu maddeler ele geçirildiðini duyurdu. Los Angeles Times gazetesine göre, polis müdahalesi sýrasýnda göstericiler "Aþk bitti. Burasý artýk Türkiye" diye slogan attý. Los Angeles Times, olaylarýn baþýnda barýþçý bir þekilde sokaklarda yürüyen göstericilerin bir kýsmýnýn Türkiye'deki protestolara atfen Türk bayraðý taþýdýklarýný, az sayýda kiþinin de maske taktýðýný yazdý. Taraf, 15.06.2013.

Sürecin buraya doðru evrileceðini gösteren kimi iþaretler aslýnda vardý. 2007'de Hýrant Dink'in alçakça öldürülmesinin ardýndan birbirini tanýmadan cenazesine katýlan yüz binlerce insanýn "Hepimiz Ermeniyiz!" diyerek yürümesi; 1969 seçimlerinde TÝP listelerinden seçilen milletvekillerinden tam 38 yýl sonra ilk kez bir sosyalistin, Ufuk Uras'ýn seçim kam37 panyasýnda kazanýlan baþarý hep bu sürecin hazýrlayýcýsý olarak deðerlendirilebilecek eylemler. Bu seçim kampanyasýnýn özelliklerine dair bir küçük not aktaralým: "A. Kampanya merkezi ve hiyerarþik bir biçimde yürütül(e)medi. Kiþiler/ yapýlar merkezi yönlendirmelere pek aldýrýþ etmediler; kendilerini ifade edebilecekleri mekanizmalarýn önünün açýk olduðunu fark edince de enerjik bir biçimde projeyi sahiplendiler. Çok-merkezli bir kampanya sürecinden söz edilebilir... B. Herhangi bir siyasi yapý ile organik iliþkisi olmayan kiþiler inisiyatif aldýlar ve yaratýcý fikirlere sahip olduklarýný gösterdiler. Toplantý ve tartýþma yaparak vakit kaybetmediler. Hata yapmaktan ve saçmalamaktan korkmadýlar -- kimi örgütlü yapýlardan daha hayalci olduklarý söylenebilir. Ýkna olduklarý etkinlikleri çevreleri ve imkânlarý ile örgütlediler. Onay ya da takdir beklemediler. C. Kadýköy'de sýkýþmýþ/bastýrýlmýþ ya da akacak kanal bulamayan bir enerjinin olduðu ortaya çýktý. D. Ufuk Uras, Kürtlerin, Ermenilerin, Rumlarýn ve Alevilerin yoðun bir biçimde ikamet ettiði Kadýköy'de onlarýn hoþnutsuzluklarýnýn da çakýþtýðý sembol isim oldu. Çok-kültürlülüðün kendini örgütlemesi açýsýndan da dikkate alýnmasý gereken bir kampanya gerçekleþti. E. Genel olarak kampanya süresince her kiþi diðerini incitmemek için azami dikkat gösterdi: Teori paralamaktan, karakter döktürmekten kaçýndý. Bir arada iþ yapma yeteneði açýsýndan belli bir olgunluða ulaþýldýðý görüldü. F. Kiþilerin aktif olarak katýldýklarý, yaratýcýlýklarýnýn kýsýtlanmadýðý, daðýnýk ve naif bir çalýþma tarzýnýn, þirket kültürünü içeren reklam ajansý mantýðýyla yürütülen kampanyalardan daha etkili olduðu ortaya çýktý. (Biraz açalým: Þirket, iktidar söylemini topluma uygun dozlarda zerk eden bir kurumdur, kapitalizmin hücreler þeklinde örgütlenmesidir ve "düzen içi"dir. Reklam ajanslarý da iktidar söyleminin cilalayýcýsýdýrlar. Bütün düzen partileri seçimlerde reklam ajanslarý ile çalýþmýþlardýr.)"

"Gezi Parký'nda forum kararý" baþlýklý bir habere göre Erdoðan ile görüþen Taksim Dayanýþmasý görevlileri karar vermek için yedi bölgede forum yapma kararý almýþ. Karar þu sözcüklerle aktarýlýyor: "Bilge Seçkin ise 'Baþbakanla yapýlan görüþmenin ardýndan Gezi sakinleri buranýn gidiþatý hakkýnda bir karar verecekler. Bunun için de Gezi Parký 7 bölüm olarak forumlar halinde tartýþacak ve eðilimini ortaya çýkaracak. Herkesin eþit söz hakký var ve bu eþit söz haklarý çerçevesinde bir eðilim çýkmasýný bekliyoruz. Genel olarak zaten buradaki eðilimlere uygun olarak bir çalýþma yürütüyor Taksim Dayanýþmasý, ama kritik bir eþikte olduðumuz için herkesin zaten kendi iradesiyle geldiði bir yer burasý, insanlarýn bu iradelerini beyan etmelerini bekliyoruz bu forumlarda ve bu irade çerçevesinde bir karar alýnacak,' diye konuþtu. Forumlarýn belli bir süresinin olmadýðýný ifade eden Seçkin, ortak bir sonuç çýkana kadar devam edeceðini aktardý.cnnturk.com. 15. 06.2013" Harcýn özelliklerini tanýmlarken 4. maddede "Katýlýmcý demokrasiden yana olmak" demiþtim... Devlet güçlerinin saldýrdýðý 15.06.2013 tarihinde Park'ta forumlar düzenleniyordu. Hem Park'ta sürekli kalanlar hem de ziyaret edenler söz alýyor, direniþ ve sonrasý hakkýnda görüþlerini dile getiriyorlardý. Kimsenin sözü kesilmiyor, kimseye müdahale edilmiyordu. Katýlýmcý demokrasi mekânizmalarýnýn biraz yavaþ çalýþtýðý demokrasiden haberdar olan herkesin bildiði basit ve küçük bir gerçektir; zaman alýr, her kiþinin diðeriyle konuþarak, yüzyüze gelerek birbirini ikna etmesi amaçlanýr. Kimsenin iradesine engel olmamak hedeflenir. Henüz bu süreç sonuçlanmadan otoriter ve hiyerarþik bir partinin ve devletin temsilcisi olan AKP Genel Baþkaný ve Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan'ýn emrindeki binlerce polis kuvveti Gezi Parký'na tazyikli su ve biber gazýyla saldýrdý. Devlete isyan etmenin bedelini isyancýlara ödettiler. Kalelerine bir kule daha eklediler, taþlarý kanla yapýþtýrdýlar. Þimdi onlar için rahata erme ve uyku vaktidir. Lakin bu dünyada bir nebze olsun hak, hakikat ve adalet varsa Abdullah Cömert, Mustafa Sarý, Mehmet Ayvalýtaþ, Ethem Sarýsülük ve 8 köpek, 63 kedi, 1.028 kuþun rüyalarýnda onlarý ziyaret etmeleri, kanlarýný yüzlerine sürmeleri beklenir. Bu da benim bedduam olsun: Çocuklarý yüzlerini öp(e)mesin!

Ýsyanýn, yenilmiþ kodlarla düþünen, hareket eden, "bir"leþmiþ toplumsal özneler üzerinden siyaset yapan bütün sosyalist siyasi yapýlanmalarýn dýþýnda gerçekleþtiðini; inþa edemedikleri, öngöremedikleri bir sosyal patlamayý sahiplenme telaþý ile nasýl "hazin" bir duruma düþtüklerini de bir kenara not edelim. (Konda'ya göre belli bir siyasi yapýya üye olup da eyleme katýlmýþlarýn oraný % 16)

Published 9 August 2013
Original in Turkish
First published by Varlik 7/2013 (Turkish version); Eurozine (English version)

Contributed by Varlik © Ömer Faruk / Varlik / Eurozine

PDF/PRINT

Read in: EN / TR

Published in

Discussion