Latest Articles


10.10.2008
Tonis Saarts

The Bronze Nights

The failure of forced Europeanization and the birth of defensive nationalist democracy in Estonia

The EU accession process over, writes Tonis Saarts, Estonia's rightwing party politics has found a new rallying cry: the threat of Russia. [ more ]

09.10.2008
Chris Reynolds

May '68: a contested history

09.10.2008
Ismail Kadare

Don Quixote in the Balkans

08.10.2008
Mykola Riabchuk

How I became a Czech and a Slovak


New Issues


07.10.2008

Fronesis | 28 (2008)

Marx ekonomikritik
06.10.2008

Osteuropa | 8-10/2008

Impulse für die Gegenwart [Impulses for the present]

Eurozine Review


07.10.2008
Eurozine Review

A savage joke

"Index" follows counter terrorism from the courtroom to the community; "Osteuropa" anticipates a renaissance of Jewish life in eastern Europe; "The Hungarian Quarterly" has it out with eastern European savages; "Dilema veche" goes undercover in Italy; "Host" asks who flies the flag of commitment; "Kulturos barai" deplores toothless journalism; "Akadeemia" celebrates academia; "Magyar Lettre Internationale" debates '68 East and West; and "Fronesis" reads Marx beyond Marxism.

16.09.2008
Eurozine Review

Graphic and explicit

02.09.2008
Eurozine Review

The enzyme of freedom

12.08.2008
Eurozine Review

Why should I fill my pack with stones?

29.07.2008
Eurozine Review

Ready... steady... pray!


http://www.esf2008.org/
http://www.blaetter.de/usa2008.php
http://xwords.fr
http://www.atlas-der-globalisierung.de
http://www.readme.cc
http://www.kakanien.ac.at
http://www.eurozine.com/about/who-we-are/contact.html

My Eurozine


If you want to be kept up to date, you can subscribe to Eurozine's rss-newsfeed or our Newsletter.

Articles

Demokrasi ve Felsefe


Felsefe, Batý siyaset düþüncesinin yukarý týrmandýktan sonra bir kenara attýðý bir merdivendir. On yedinci yüzyýldan itibaren, Batýnýn demokratik yapýlarýnýn inþa edileceði zemini hazýrlamakta önemli bir rol oynamýþtýr. Bunu, siyaset düþüncesini laikleþtirerek –Tanrýnýn istencinin nasýl uygulanacaðýna dair sorularý insanlarýn nasýl daha iyi bir hayat sürdüreceklerine dair sorularla ikame ederek– yapmýþtýr. Felsefeciler, insanlarýn dinsel vahiyleri, en azýndan politik amaçlar için bir kenara býrakýp, kendi baþlarýnaymýþ gibi – ihtiyaçlarýna karþýlýk verecek yasalarý ve kurumlarý þekillendirmekte, yeni bir baþlangýç yapmakta özgürmüþ gibi- davranmalarýný önermiþtir.

Debate


In May 2007, Kritika & Kontext published an article by Richard Rorty originally delivered as a lecture in Tehran. Béla Egyed's response to it is published in the forthcoming issue of Kritika & Kontext, along with Rorty's rejoinder, perhaps the last text he wrote before his death, and Samuel Abraham's editorial to the issue. [ more ]

Richard Rorty
Democracy and philosophy
Béla Egyed
"We anti-foundationalists"
Richard Rorty
A rejoinder to Béla Egyed
Samual Abrahám
Richard Rorty. Editorial for "Kritika & Kontext" 34 (2007)
On sekizinci yüzyýldaki Avrupa Aydýnlanmasý sýrasýnda, siyasi kurumlar ve siyasi akýmlar arasýndaki farklar, farklý felsefi görüþleri de yansýtýyordu. Eski rejime sempatiyle yaklaþanlar arasýnda, devrimsel bir toplumsal deðiþim isteyen insanlar arasýnda olduðundan çok daha az sayýda maddeci ateist vardý. Ancak, Aydýnlanma deðerleri günümüz Batýsýnda az çok kanýksanmýþ durumda olduðundan, artýk durum farklý. Bu günlerde politika önden gidip kýlavuzluk ederken, felsefe politikanýn arkasýndan gidiyor. Kiþi önce politik görüþünün ne olacaðýna karar veriyor ve sonra, eðer böyle bir meraký ve ilgisi varsa, felsefi destek arýyor. Ama böyle bir merak tamamen kiþinin isteðine baðlý ve oldukça ender görülüyor. Batý entelektüellerinin büyük bölümünün felsefe bilgisi sýnýrlýdýr ve bu pek de umurlarýnda deðil. Onlara göre, politik görüþlerin felsefi inançlarý yansýttýðýný düþünmek, köpeðin kuyruðunu deðil, kuyruðun köpeði salladýðýný düþünmekle eþdeðer.

Richard Rorty


Richard Rorty's death on 8 June 2007 prompted a number of journals in the Eurozine network to publish obituaries and articles. We republish them here along with articles from the Eurozine archive. [ more ]

Jan Philipp Reemtsma
Richard Rorty. An obituary
J‡nos Salamon
The afternoon of a pragmatist faun
Samuel Abrah‡m, Richard Rorty
Without illusion, but with conviction. The pragmatism of Richard Rorty
Samuel Abrah‡m, BŽla Egyed, Egon G‡l, John Hall, Russel Jacoby, Richard Rorty
The dull decencies of normality. A debate on the contemporary uses of liberalism
Konuþmamýn devamýnda, felsefenin, demokrasi açýsýndan önemsiz sayýlýþýný ayrýntýlandýrmak istiyorum. Söyleyeceklerimin büyük bölümü kendi ülkemdeki durumla ilgili olsa da, çýkarýlacak sonuçlarýn Avrupa demokrasilerinin tümü için geçerli olduðunu düþünüyorum. ABD'de olduðu gibi, bu ülkelerde de "demokrasi" kelimesi zaman içinde iki farklý anlama sahip oldu. Daha dar, minimalist anlamý, erkin, seçilmiþ resmi yetkililerin elinde olduðu bir yönetim sistemini iþaret ediyor. Bu anlamdaki demokrasiye "anayasacýlýk" adýný vereceðim. Daha geniþ anlamdaysa toplumsal bir ideali, fýrsat eþitliðini iþaret ediyor. Bu ikinci anlama göre, bir demokrasi, bütün çocuklarýn hayatta eþit þanslara sahip olduðu, hiç kimsenin fakir doðmuþ olmak veya atalarýnýn köleliði veya kadýn olmak veya eþcinsel olmak yüzünden zorluklarla karþýlaþmadýðý bir toplumdur. Bu anlamýyla demokrasiye "eþitlikçilik" adýný vereceðim.

2004 ABD baþkanlýk seçimlerinde Baþkan Bush'un tekrar seçilmesini bütün kalpleriyle dileyen seçmenlere demokrasiye inanýp inanmadýklarýný sorduðumuzu düþünelim. Bu soru onlarý çok þaþýrtýrdý ve elbette inandýklarýný söylerlerdi. Ama bu yanýtla, anayasal rejime inançlarýndan fazlasýný dile getirmiþ olmazlardý. Ýþte bu inançlarý nedeniyle, seçimin sonuçlarýný, bu sonuçlar ne olursa olsun, kabul etmeye hazýrlardý. John Kerry kazanmýþ olsaydý kýzmýþ hatta dehþete düþmüþ olacaklardý. Ama yönetimdeki bu deðiþikliði sokaklara dökülerek engellemeyi akýllarýndan bile geçirmeyeceklerdi. Pentagon'daki generallerin Bush'u Beyaz Saray'da tutmak için bir askeri darbe yapmalarý gerektiði önerisi onlarý dehþete düþürürdü. Bush'un modern zamanlarýn en kötü ABD Baþkaný olduðunu düþünen ve Kerry'nin kazanmasýný umut eden 2004 seçmenleri de anayasacýydý. Kerry seçimleri kaybettiðinde periþan oldular, ama bir devrime ön ayak olmayý düþünmediler. Solcu demokratlar ABD anayasasýný korumaya en az saðcý cumhuriyetçiler kadar baðlýydý.

Ancak, bu iki gruba demokrasiye inanýp inanmadýklarýný sormak yerine, "demokrasi" derken neyi kastettiklerini sorsaydýk farklý yanýtlar alabilirdik. Bush'a oy verenler demokrasiyi basitçe özgür seçimler sonucunda iþbaþýna getirilmiþ memurlarýn halký yönetmesi olarak tanýmlarlardý. Ama Kerry'ye oy verenlerin büyük bölümü – özellikle de entelektüeller- Amerika'nýn, yüzyýllardýr yapýlan özgür seçimlere ve zamanla oy kullanma hakkýnýn bütün yetiþkin vatandaþlarý kapsayacak biçimde düzenlenmesine raðmen, henüz tam ehliyetli bir demokrasi olmadýðýný söylerler. Demek istedikleri, anayasal anlamda bir demokrasi olduðu þüphe götürmezken, eþitlikçi anlamda henüz bir demokrasi olmadýðýdýr. Çünkü fýrsat eþitliði henüz tam olarak saðlanmamýþtýr. Zenginle fakir arasýndaki uçurum kapanmamakta, aksine giderek açýlmaktadýr. Güç, gittikçe daha az sayýda kiþinin ellerinde yoðunlaþmaktadýr. Bu solcu demokratlar bize, anne ve babanýn tam zamanlý çalýþarak yýlda 40.000 dolar kazandýðý bir evde yetiþen, iyi eðitim almamýþ siyah ve beyaz Amerikalý çocuklarýnýn makus kaderini hatýrlatacaklardýr. Bu meblað kulaða hiç de az gelmeyebilir ama Amerika'da, gelir seviyesi bu civarda olan ebeveynlerin çocuklarýnýn üniversite eðitimi alma ve iyi bir iþe girme olasýlýðý yok denecek kadar azdýr. Siyasi görüþlerinin solda olduðunu düþünen Amerikalýlar için bu eþitsizlik, düpedüz insafsýzlýktýr. Amerika'nýn demokratik olarak seçilmiþ bir hükümeti olmasýna raðmen hala demokratik bir topluma sahip olmadýðýnýn kanýtýdýr bu. Walt Whitman, on dokuzuncu yüzyýlýn ortasýnda "Democratic Vistas" makalesini yazdýðýnda ABD'deki eðitimli kamuoyunun önemli bir kýsmý için "demokrasi", "temsili hükümet"ten" çok "toplumsal eþitlikçilik" anlamýna geliyordu. Terim bu anlamýyla "Ýlerleme Çaðý" sýrasýnda kullanýlmaya baþlamýþ, "New Deal" döneminde ise daha da yaygýnlaþmýþtýr. Bu kullaným, Martin Luther King'in önderliðindeki toplumsal haklar hareketinin, feminist hareketin ve eþcinsel haklar hareketinin kendilerini "Amerikan demokrasisinin vaatlerini hayata geçirme" yolunda zincirleme giriþimler olarak sunmalarýna olanak tanýyordu.

Buraya kadar Amerikan demokrasisinde dinin yeri üzerine hiçbir þey söylemedim. Ama anayasalcý ve eþitlikçi demokrasi anlayýþlarý arasýnda süregelen kavgayý anlamak için sol kanattaki Amerikalýlarýn dini inançlarýnýn sað kanattaki insanlarýnkinden daha zayýf olduðunu ve dinsel açýdan daha az aktif olduklarýný da bilmek gerekir. Ýnançlý solcular, dini inançlarý ve siyasi tercihleri arasýnda denge saðlamak için pek çaba harcamazlar. Onlar, dini özel bir mesele olarak görür, Jeffersoncu dini hoþgörü geleneðine baðlý kalýr ve kilisenin ve devletin keskin sýnýrlarla ayrýlmasý gerektiðini ateþle savunurlar. Buna karþýn, saðcý kanat için dini ve politik inançlar genelde iç içe geçmiþtir.

Katý Bush taraftarlarýnýn kiliseye gitme olasýlýðý, katý Kerry taraftarlarýnýnkinden daha fazladýr ve Bush'un Tanrý'yý önemseyen memurlar seçme gerekliliði konusundaki ýsrarýna sempatiyle yaklaþma olasýlýklarý da daha fazladýr. Onlar genelde Amerika Birleþik Devletleri'ni Hýristiyan Tanrýsýnýn kutsadýðý bir ulus olarak tanýmlarlar. Ülkelerinin "Hýristiyan bir ülke" olduðunu söylemeyi ve Yahudi ve Müslüman Amerikan vatandaþlarýnýn bu sözü gücendirici bulacaðýný göz ardý etmeyi severler. Amerika'nýn ayakta kalan tek süper güç olmasýný, tarihsel bir rastlantý olarak deðil de ilahi lütfün bir kanýtý olarak görürler.

Bu farklý yaklaþýmlarý yüzünden, siyasi solla siyasi sað arasýndaki karþýtlýðýn, demokrasinin dini temeller üzerinde inþa edildiðini düþünenlerle felsefi temeller üzerine inþa edildiðini düþünenler arasýndaki ayrýmý yansýttýðý düþünülebilir. Ama, daha önce de belirttiðim üzere, bu yanýltýcýdýr. Birkaç teoloji ve felsefe profesörü dýþýnda, hem saðcý hem solcu Amerikalý entelektüeller, anayasal demokrasinin bu iki temelden hiçbirine dayanmadýðýný düþünür.

Anayasal yönetim biçimi tercihlerini gerekçelendirmeleri istendiðinde her iki taraf da dini veya felsefi ilkelerden ziyade tarihsel deneyimlere baþvuracak ve Winston Churchill'in sýklýkla alýntýlanan þu ifadesini tekrarlayacaklardýr: "Demokrasi, þimdiye kadar denenmiþ olan yönetim biçimleri dýþýnda, tahayyül edilebilecek en kötü yönetim biçimidir." Her iki taraf da özgür medyanýn, özgür bir yargý sisteminin ve özgür seçimlerin eski Avrupa monarþilerinin ve faþist ve komünist rejimlerin karakteristiði olan yönetim erkinin kötüye kullanýmýný önlemenin en iyi biçimi olduðunda hemfikirdir.

Solcular ve saðcýlar arasýndaki eþitlikçi sosyal mevzuat üzerine tartýþmalarda da, çakýþan dini inançlar veya felsefi ilkeler konu edilmez. Demokrasiye baðlýlýðý eþitlikçi topluma baðlýlýk olarak görenlerle, refah devletini ve fýrsat eþitliðini saðlamak için tasarlanmýþ düzenlemeleri gereksiz bulanlar arasýndaki tartýþmalar da dini veya felsefi temelde yürütülmez. En fanatik köktenciler bile, Amerikan hükümetinin vergi ödeyenlerin parasýný fakir çocuklarýn eðitimi için kullanmamasý gerektiðini Ýncil'den pasajlarla gerekçelendirmeye çalýþmaz. Soldaki muhalifleri de, vergileri bu amaçla kullanma gerekliliðinin, Kant'ýn "saf aklýn mahkemesi" adýný verdiði þey tarafýndan dikte edildiðini iddia etmezler.

Bu iki kutup arasýndaki tartýþmalar çok daha pragmatik bir düzeyde yürütülür. Sað kanat, fakirlerin yararýna yüksek vergi uygulamasýnýn merkezi bir hükümete, bürokratlarýn iktidarýna ve hantal bir ekonomiye yol açacaðýný iddia eder. Sol ise, devletin aþýrý bürokratlaþma ve aþýrý-merkezileþme riskinin her zaman olduðunu ama kapitalist bir ekonomik sistemin –binlerce insaný bir gecede iþsiz býrakýp, çocuklarýný eðitmek bir yana, karýnlarýný doyurmayý bile imkansýzlaþtýran bir sistem- yol açtýðý eþitsizlikleri giderme ihtiyacýnýn bu tehlikelerden daha aðýr bastýðýný öne sürerler. Sað, solun kendi beðenilerini toplumun bütününe empoze etmeye aþýrý eðilimli olduðunu öne sürer. Sol da buna, saðýn "bir beðeni meselesi" adýný verdiði þeyin gerçekte bir adalet meselesi olduðunu söyler.

Bu tür argümanlarda, taraflar evrensel geçerliliðe sahip ahlaki yükümlülüklere deðil, tarihsel deneyimlere -bir tarafta aþýrý mevzuat ve aþýrý vergilendirme deneyimleri, bir tarafta da fakirlik ve utanç deneyimleri- baþvurur. Saðcýlar solcularý bireysel özgürlüðün yeþerebilmesi için hükümeti küçük tutma ihtiyacýný idrak edemeyen duygusal sersemler –yürekleri kan aðlayan liberaller- olmakla, solcular da saðcýlarý kalpsizlikle –kendilerini, kýzýný okul arkadaþlarý gibi iyi giyinmesini saðlayacak parayý kazanamayan bir ebeveynin yerine koyamamakla ya da bunu istememekle- suçlarlar. Bu tür polemik yaratan atýþmalar pragmatik bir düzeyde sürdürülür ve bunun için teolojik ve felsefi karmaþýklýklara gerek görülmez. Zaten, böyle bir karmaþýklýðýn taraflardan birine ciddi bir üstünlük saðlamasý beklenmez.

Buraya kadar, Amerika'daki güncel siyasi anlaþmazlýklarýn nasýl bir þekil aldýðýný aktardým ve felsefenin bu tartýþmalarda bir önemi olmadýðýný vurguladým. Sol ve saðýn, ne anayasal hükümeti korumanýn gerekliliði üzerinde vardýklarý mutabakatýn ne de hangi kanunlarýn yürürlüðe gireceði konusundaki anlaþmazlýklarýnýn dini inançla veya felsefi ilkelerle ilgisi olmadýðýný tartýþtým. ABD gibi günümüz demokratik toplumlarýnda dine veya felsefeye karþý en ufak bir ilginiz olmasa da, politik tartýþmalarda çok maharetli ve faydalý bir katýlýmcý olabilirsiniz. Bu gerçeðe raðmen, hâlâ arada sýrada demokrasinin "felsefi temellere sahip olup olmadýðý" ve bu temellerin neler olabileceði üzerine tartýþmalara rastlýyoruz. Benim özellikle yararlý bulmadýðým bu tartýþmalarýn hâlâ sürdürülüyor olmasýnýn nedenini anlamak için, konuþmamýn baþýnda iþaret ettiðim þu noktayý hatýrlamakta yarar var: on sekizinci yüzyýlýn demokratik devrimleri gerçekleþirken, din ve felsefe arasýndaki kavga þu an sahip olmadýðý bir öneme sahipti. Çünkü bu devrimler, geçmiþe baþvurmuyor, demokratik ve laik rejimlerin geçmiþteki baþarýlarýný iþaret edemiyorlardý. Örnek olarak gösterilebilecek çok az sayýda demokratik ve laik rejim vardý ve onlarýn da pek azý baþarýlý olmuþtu. Ýþte bu nedenle, kendilerini sadece felsefi ilkelere baþvurarak gerekçelendirmek durumundalardý. Devrimciler, aklýn evrensel insan haklarýný açýða vurduðunu, toplumu rasyonel bir temele oturtmak için de devrimin gerekli olduðunu söylüyorlardý.

On sekizinci yüzyýlda, ruhban sýnýfý karþýtlarý, ruhban sýnýfýnýn "iman" adýný verdiði þeyin yerine "akýl"ý koydular. O zamanlarýn bütün devrimcileri istisnasýz ruhban sýnýfý karþýtýydý. Esas þikâyetlerinden biri, ruhban sýnýfýnýn feodal ve monarþik kurumlarýn tarafýndan olmasýydý. Örneðin Diderot, son kralýn, son papazýn baðýrsaklarýyla boðulduðunu görmeyi dört gözle bekliyordu. O dönemde Spinoza ve Kant gibi seküler filozoflarýn çalýþmalarý, devrimsel siyasi etkinliklere ön ayak olacak entelektüel iklimi yaratmada büyük rol oynayacaktý. Kant, Ýsa'nýn sözlerinin bile evrensel insan aklýnýn emirlerine referansla deðerlendirilmesi gerektiðini öne sürüyordu. Jefferson gibi Aydýnlanma düþünürleri için, aklýn ahlaki ve siyasi düþünceler için yeterli bir temel oluþturduðu, vahyin gereksiz olduðu savý çok önemliydi.

Virginia Din Özgürlüðü Yasasýnýn ve ve Amerikan Baðýmsýzlýk Bildirgesinin yazarlarýndan biri olan Jefferson zamanýnýn tipik solcularýndandý. Felsefe eserlerine büyük ilgi duyar, felsefeyi gerçekten ciddiye alýrdý. Bildirgede þu cümleleri yazmýþtýr: "Biz þu gerçeklerin apaçýk olduklarý görüþündeyiz: bütün insanlar eþit yaratýlmýþtýr, yaratýcýlarý onlara vazgeçilemez bazý haklar vermiþtir; bu haklardan bazýlarý yaþama, özgürlük ve refaha erme haklarýdýr." Ýyi bir Aydýnlanma rasyonalisti olarak, aklýn bu tür hakikatlerin kaynaðý olduðu ve ahlaki ve siyasi konularda rehberlik saðlamada yeterli olduðu konusunda Kant'la hemfikirdi.

Çaðdaþ Batýlý entelektüellerin birçoðu (en etkili ve tanýnmýþ yaþayan filozof olan Jürgen Habermas da bunlardan biridir) Aydýnlanma rasyonalizminin çok doðru ve anlamlý bir yönü olduðunu düþünür. Habermas felsefi düþünümün gerçekten de ahlaki ve siyasi bir rehber olabileceðini, çünkü, kendi deyimiyle "evrensel geçerliliði" olan ilkeleri açýða vurduðunu düþünür. Habermas gibi temeldenci filozoflar, felsefenin kültürde, Kant ve Jefferson'ýn ona atfettiði rolü oynadýðýný düþünürler. Habermas'ýn "rasyonel iletiþimin koþullarý" adýný verdiði þeyin ne olduðunu anlamak ve bu yolda ahlaki ve siyasi kararlarýmýzý yönlendirecek kriterleri belirlemek için sadece düþünmek yeterli olacaktýr.

Amerika'da ve genel olarak Batý'da, solcu entelektüellerin büyük bir bölümü, demokrasinin de böyle bir temel üzerinde inþa edildiðini kabul eder. Onlar da belirli ahlaki ve siyasi hakikatlerin, tam olarak "apaçýk" olmasa da, kesinlikle kültürlerüstü ve tarih dýþý olduklarýný ve bu halleriyle, salt tarihsel olaylar dizisinin sonuçlarý olarak görülemeyeceklerini, aksine insan aklýnýn ürünleri olduðunu düþünürler. Benim gibi temeldencilik karþýtý felsefecilerin "insan aklý" diye bir þey olmadýðýný öne süren yazýlarý onlarý kýzdýrýr ve rahatsýz eder.

Ne var ki, biz temeldencilik karþýtý filozoflar Aydýnlanma rasyonalizmini, dini kendi silahlarýyla –insanlýk tarihinin ötesinde ve üzerinde olan ve bu tarih hakkýnda yargýlara varabilen bir þey olduðunu varsayarak- alt etmeye yönelik baþarýsýz bir giriþim olarak görürüz. Bizler, haklý olarak, demokratik toplumlarýn feodal toplumlardan, eþitlikçi toplumlarýn ýrkçý veya cinsiyetçi toplumlardan daha iyi olduðunu öne sürerken, kýstas alabileceðimiz, neyin "daha iyi" olduðunu gösteren kültürlerüstü bir kriter olmadýðýný öne süreriz. Okuma yazmasý olan ve iyi eðitimli seçmenler tarafýndan özgürce seçilmiþ görevliler tarafýndan yönetilmenin, rahipler ve krallarý tarafýndan yönetilmekten daha iyi olduðuna þüphemiz yoktur ama bu iddianýn gerçekliðini teokrasi veya monarþi taraftarý bir insana ispatlamaya da çalýþmayýz. Tarih okumak, bu kiþiyi, görüþlerinin yanlýþ olduðuna ikna edemiyorsa, baþka hiçbir þeyin de edemeyeceðinden þüpheleniriz.

Benim gibi temeldencilik karþýtý felsefe profesörleri, felsefeyi Platon ve Kant'ýn önemsediði kadar önemsemez. Bunun nedeni, ahlaki dünyanýn felsefi düþünümle ayýrt edilebilecek bir yapýsýnýn olmadýðýný düþünüyor oluþumuzdur. Tarihçiyizdir çünkü Hegel'in "felsefe, düþüncede yakalanmýþ zamanýdýr" tezine katýlýrýz. Bana göre Hegel bu teziyle, genelde insanlarýn toplumsal eylemelerinin, özelde de siyasi kurumlarýn somut tarihsel durumlarýn bir sonucu olduðunu ve bu durumlarýn yol açtýðý ihtiyaçlara göre deðerlendirilmeleri gerektiðini söylemektedir. Ýnsanlýk tarihinin dýþýna çýkýp, þeylere sonsuzluðun açýsýndan bakmanýn imkaný yoktur.

Bu bakýþ açýsýna göre, felsefe tarihyazýmýnýn yardýmcýsýdýr. Felsefe tarihi, týpký sanat ve edebiyat tarihi gibi, felsefi öðretileri ve sistemleri üreten toplumsal durumlarýn baðlamýnda ele alýnmalýdýr. Felsefe, kalýcý hakikatlerin dereceli olarak biriktirilmesi anlamýnda bir bilim dalý deðildir ve asla da olmayacaktýr.

Hegel'den önceki Batýlý filozoflarýn çoðu evrenselci ve temeldenciydi. Isaiah Berlin'in de belirttiði gibi, on sekizinci yüzyýldan önce, Batýlý düþünürler insan hayatýný bir yapboz bulmacayý çözme giriþimi olarak görüyorlardý. Berlin benim, bu düþünürlerin kültürü evrensel felsefi temellere oturtma umutlarý olarak belirlediðim þeyi þöyle tanýmlar:

Bu parçalarý anlamlý bir biçimde bir araya getirmenin bir yolu olmalý. Bilge bir kiþi, kadiri mutlak bir varlýk, -bu, ister Tanrý olsun ister kadiri mutlak bir canlý, siz nasýl algýlamak isterseniz öyle olsun- ilkece bütün parçalarý anlamlý bir örüntüde bir araya getirme kapasitesine sahiptir. Bunu baþaran herhangi biri, dünyanýn düzeninin bilgisine vakýf olacaktýr: þeylerin ne olduðu, eskiden ne olmuþ olduklarý, ne olacaklarý, tabi olduklarý yasalarýn neler olduðu, insanýn ne olduðu, insanýn þeylerle iliþkisinin ne olduðu ve böylece insanýn neye ihtiyacý olduðu, neyi arzuladýðý ve bunu nasýl elde edeceði."[1]

Ahlaki dünya da dahil olmak üzere, zihinsel dünyanýn bir yapboz bulmaca olduðu ve filozoflarýn bütün parçalarý yerine oturtmakla yükümlü olduðu düþüncesi, tarihin gerçekte bir önemi olmadýðýný, yeni bir þey olmadýðýný ve olmayacaðýný varsayar. Bu varsayýmý temellerinden sarsan üç tarihsel olay vardýr. Ýlki, Amerikadaki ve Fransa'daki devrimler baþta olmak üzere, on sekizinci yüzyýlýn sonunda gerçekleþen demokratik devrimlerdir. Ýkincisi, edebiyatta ve sanatta, toplumsal geliþmeye en çok katký saðlayacak olanýn filozoflar deðil de þairler olduðunu ileri süren romantik harekettir. Bunlardan bir süre sonra ortaya çýkan üçüncü olay da, Darwin'in insan türünün kökenine dair açýklamalarýydý. Bu üç olayýn etkilerinden biri, þeylerin yapboz bulmaca halini reddeden felsefecilerin önayak olduðu temeldencilik karþýtý felsefedir. Bu filozoflara göre, Batý felsefe geleneði kalýcý ve istikrarlý olanýn, yeni ve olumsal olana tercih edilir olduðunu düþünerek hata etmiþtir. Özellikle de Platon, matematiði bir bilme modeli olarak ele almakla hata etmiþtir.

Bu bakýþ açýsýna göre, insan doðasý diye bir þey yoktur çünkü insanlar kendilerini yaþarken, toplumsal eylemelerde bulunurken oluþtururlar. Nasýl þairler þiir üretirse, insanlar da kendilerini üretir. Devletin doðasýný veya toplumun doðasýný kavramak gibi bir þey söz konusu olamaz – sadece görece baþarýlý ve görece baþarýsýz, düzenin ve adaletin bir bileþimini oluþturmaya yönelik bir dizi giriþim vardýr.

Temeldenciler ve temeldencilik karþýtlarý arasýndaki farký daha ayrýntýlý biçimde resmetmek için izninizle, Jefferson'ýn yaþama, özgürleþme ve refaha erme haklarýnýn apaçýk olduðuna dair iddiasýna döneceðim. Temeldenciler bu tür haklarýn evrensel geçerliliðe sahip hakikatler olduðunu, (Asya veya Afrika'dan farklý olarak) özellikle Avrupa'yla ve antik tarihten ziyade modern tarihle ilgili olmadýðýný savunurlar. Onlara göre, bu tür haklarýn varlýðý, 2'nin kare kökü gibi irrasyonel sayýlarýn varlýðýna benzer – yeterince çaba göstererek üzerinde düþünen birinin anlayabileceði türden bir þeydir. Bu filozoflar, Kant'ýn "ortak ahlaki bilinç"in tarihsel bir ürün olmadýðý, insan rasyonalitesinin yapýsýnýn bir parçasý olduðu savýný paylaþýrlar. Kant'ýn, diðer insanlarý salt araçlar –salt þeyler- olarak kullanmamamýz gerektiðini dikte eden kategorik emri daha sonra Jefferson ve Helsinki Ýnsan Haklarý Beyannamesinin diðer yazarlarý tarafýndan somut politik terimlere tercüme edilmiþtir. Bu tür tercümeler, Platon'un ve Ýskender'in zamanýnda þimdi olduðundan çok daha apaçýk kabul edilen ahlaki inanýþlarýn tekrar formüle edilmiþ hallerinden baþka bir þey deðildir. Felsefenin görevi, kalbimizin derinliklerinde doðru olduðunu bildiðimiz þeyi bize hatýrlatmaktýr. Bu anlamda, ahlaki bilmeyi bir hatýrlama meselesi olarak, ampirik deneyimlerin bir sonucu olarak deðil, a priori bir mesele olarak gören Platon, haklýydý.

Buna karþýn, benim gibi temeldencilik karþýtlarý, Kant'ýn kategorik emrinin, sadece tarihsel deneyimin saðlayabileceði somut ayrýntýlarla doldurulmadýðý sürece boþ bir soyutlama kalacaðýný söyleyen Hegel'le hemfikirdir. Jefferson'ýn insan haklarýnýn apaçýk olduðu iddiasýna da ayný biçimde yaklaþýrýz. Bize göre, ahlaki ilkeler, belirli deneyim bütünlüklerini bir araya getirmenin yollarýndan fazlasý olamaz. Onlarý "a priori" veya "apaçýk" olarak nitelendirmek, Platon'un ahlaki kesinlik ve matematiksel kesinlik arasýnda kurduðu yanýltýcý örneksemeyi kullanmakta ýsrar etmektir. Hiçbir önerme hem devrimsel siyasi çýkarýmlar içerip hem de apaçýk biçimde doðru olamaz.

Biz temeldencilik karþýtlarý, bir önermenin apaçýk olduðunu söylemenin salt retorik bir hareket olduðuna inanýrýz. On sekizinci yüzyýl devrimcilerinin bütün insanlar için talep ettiði haklarýn varlýðý, önceki bin yýl boyunca çoðu Avrupalý düþünür için apaçýk deðildi. Ýlk dile getiriliþlerinden yaklaþýk iki yüzyýl sonra Amerikalýlar ve Avrupalýlar için apaçýk hale geliþleri, insan zihniyle ahlaki hakikat arasýndaki bir tür doðal birlikten çok kültür belirlenimli telkinle açýklanabilir.

Biz temeldencilik karþýtlarý, savlarýmýzý savunmak için þu gibi nahoþ tarihsel gerçekleri iþaret ederiz: Sözde demokratik ABD hükümetine göre, bildirgedeki maddeler sadece Avrupa kökenli yurttaþlar için geçerliydi. Amerika'nýn Kurucu Babalarý bu maddeleri sadece, Avrupanýn monarþilerinden kaçýp, Atlantik Okyanusunu geçerek Amerika'ya gelen göçmenler için uyguladýlar. Amerikan yerlilerinin – bu topraklarýn esas sahipleri olan Kýzýlderililerin- de ayný haklara sahip olduðu düþüncesini pek ciddiye alan yoktu. Direniþçi Kýzýlderililer katledildi.

Ayný þekilde, Amerikan vatandaþlarý, kadýn haklarýný ciddiye almaya, Amerikalý kadýnlarýn refaha ermek için Amerikalý erkeklerle ayný olanaklara sahip olup olmadýðýný kendilerine sormaya, Baðýmsýzlýk Bildirgesinin yayýmlanmasýndan ancak yüz yýl sonra baþladýlar. Siyah Amerikalýlarýn köle olarak görülmemesi, ancak yüzyýl gibi bir süreden ve çok masraflý ve kanlý bir iç savaþtan sonra mümkün oldu. Siyah Amerikalýlarýn beyazlarla ayný haklara sahip, tam mükellef vatandaþlar sayýlabilmesi içinse aradan bir yüz yýl daha geçmesi gerekti.

Ülkemin tarihinin bu gerçekleri, Amerika'nýn tamamýyla ikiyüzlü bir ülke olduðunu, insan haklarý ihlallerine yapýlan itirazlarý hiçbir zaman ciddiye almadýðýný göstermek için sýklýkla öne sürülür. Ama ben ABD'nin bu yolla reddedilmesinin haksýzca ve yanýltýcý olduðunu düþünüyorum. ABD'nin geçen iki yüzyýl süresinde çok daha iyi, adil, dürüst ve cömert bir ülke haline gelmiþ olmasýnýn nedenlerinden biri, demokratik özgürlüklerin – özellikle basýn özgürlüðünün ve konuþma özgürlüðünün- kamuoyunun Avrupa kökenli beyaz erkekleri, Kýzýlderililere, kadýnlara ve siyahlara geçmiþte ve günümüzde neler yaptýklarýný düþünmeye zorlamasýný olanaklý hale getirmiþ olmasýdýr.

Bana göre, Batý demokrasilerinde insan haklarý kapsamýnýn giderek geniþlemesinde kamuoyunun oynadýðý rol, demokrasiyi mümkün olan diðer yönetim þekillerinin tümüne tercih etmek için en iyi nedendir. ABD tarihi, esasen, malsahibi olan beyaz erkeklerin refahýný saðlamayla ilgili bir toplumun, nasýl fakir siyah kadýnlarýn senatör, bakan ve yargýç görevlerine atandýðý bir topluma adým adým ve barýþçýl yollardan dönüþtüðünü gösterir. Jefferson ve Kant, Batý demokrasilerinin son iki yüzyýlda geçirdiði deðiþimi görselerdi, çok þaþýrýrlardý. Çünkü onlarýn telaffuz ettiði felsefi ilkeler, siyahlarýn beyazlarla eþit muamele görmesini veya kadýnlara seçme ve seçilme hakký verilmesini öngörmüyordu. Onlarýn farazi þaþkýnlýðý, temeldencilik karþýtlarýnýn, ahlaki düþüncenin, matematikten farklý olarak, rasyonel düþünümün bir sonucu olmadýðýna dair savlarýnýn da bir kanýtýdýr. Burada esas mesele, daha iyi bir gelecek tasarlamak ve bu geleceði hayata geçirmeye çalýþýrken olanlarý çok iyi gözlemlemektir. Ahlaki bilme de, bilimsel bilme gibi, her þeyden önce deneyler tasarlamak ve bu deneylerin sonuçlarýný beklemekle oluþur. Örneðin, kadýnlara seçme ve seçilme hakký iyi sonuç vermiþ, güdümlü ekonomiyse baþarýsýzlýkla sonuçlanmýþtýr.

Aydýnlanmadan bu yana ahlaki ilerlemenin tarihi açýkça göstermiþtir ki, demokrasilerde önemli olan, ifade ve basýn özgürlüðü olduðu kadar, kýzgýn vatandaþlarýn iyi iþ yapmayan seçilmiþ görevlileri daha iyileriyle deðiþtirebilmesidir. Bir ülkede demokratik seçimler yapýlýyor olabilir, ama kötü muamele gören vatandaþlar maðduriyetlerini ifade etme þansýna sahip olmadýkça o ülke ahlaki açýdan bir ilerleme kaydedemez. Bir ülkede iþ baþýndaki hükümet fýrsat eþitliðini saðlamak için herhangi bir adým atmasa bile, o ülke teoride kurumsal bir demokrasi sayýlýr. Pratikte, siyasi meseleleri açýkça tartýþma ve siyasi adaylar gösterme özgürlüðü, eþitlikçilik anlamýndaki demokrasinin, anayasal hükümet olarak demokrasinin doðal sonucu olmasýný saðlar.

Temeldencilik karþýtý bu uzun konuþmamýn ana fikri, Avrupa Aydýnlanmasýnýn en önemli sonucu olan laikleþmeyi yaþamamýþ olan veya ancak yeni yeni anayasal hükümet oluþturma yoluna giren ülkeler için, Batý felsefe tarihinin özellikle faydalý bir alan olmadýðýdýr. Çeþitli ülkelerde yürütülen çeþitli toplumsal deneylerin baþarýlarýnýn ve baþarýsýzlýklarýnýn tarihini incelemek çok daha faydalý olacaktýr. Eðer biz temeldencilik karþýtlarý haklýysak, toplumu felsefi temeller üzerine oturtma giriþimi, tarihsel kayýtlardan ders çýkarma giriþimiyle ikame edilmelidir.


Bu makale, Richard Rorty'nin Nisan 2004'de Tahran Kültürel Çalýþmalar Merkezi'nde yaptýðý bir konuþmanýn metnidir. Konuþma, Ramin Cihanbeglu tarafýndan organize edilen ve çok sayýda Batýlý düþünürün katýldýðý bir etkinlik kapsamýnda yapýlmýþtýr. Etkinliðe Rorty'nin yanýsýra Jürgen Habermas, Noam Chomsky, Ágnes Heller, Timothy Garton Ash, Michael Ignatieff, Adam Michnik ve Paul Ricoeur katýlmýþtýr. Ramin Cihanbeglu 30 mart 2006'da Ýran polisi tarafýndan tutuklanmýþ, uluslararasý tepkilere raðmen gözaltýnda tutulmuþtur. Beþ aylýk bir soruþturma sürecinden sonra 2006 yýlýnýn aðustos ayýnda serbest býrakýlmýþtýr. Sorgulamasýnda, Batýlý diplomatlarla iþbirliði içinde, Ýran'daki rejimin yerine Batýlý bir rejim getirecek bir "kadife devrim" planladýðýný baský altýnda itiraf etmiþtir.

 

  • [1] Isaiah Berlin, Roots of Romanticism, s. 23.


Published 2008-06-30


Original in English
Translation by Þeyda Öztürk
First published in Cogito 54 (2008) (Turkish version); Kritika&Kontext 33 (2007) (English version)

Contributed by Cogito (Turkey)
© Richard Rorty/Cogito (Turkey)
© Eurozine

powered by publick.net