Latest Articles


23.05.2012
Eurozine Review

A protest of Scrooges

"Kulturos barai" talks to Daniel Chirot about modernity, crisis and ideology; "NZ" plots the new Russian class-consciousness; "Le Monde diplomatique" (Oslo) asks which way the middle class will swing; "Wespennest" explains what anarchism can do for you; "Dilema Veche" recalls better days for Romanian journalism; "Reset" abandons print for web; "Letras Libres" reveals the political Borges; "dérive" rescues the bungalow from historical oblivion; and "Vikerkaar" profiles Estonian situationist duo Johnson & Johnson. [ more ]

22.05.2012
Daniel Chirot, Almantas Samalavicius

Ideology never ends

22.05.2012
Anna Aslanyan, Stewart Home

Moving the goalposts

21.05.2012
Jacques Rupnik

The euro crisis: Central European lessons

21.05.2012
Kenan Malik

To name the unnameable


New Issues


22.05.2012

Le Monde diplomatique (Oslo) | 5/2012

Quo vadis, middelklassen? [Quo vadis, middle class?]

Eurozine Review


23.05.2012
Eurozine Review

A protest of Scrooges

"Kulturos barai" talks to Daniel Chirot about modernity, crisis and ideology; "NZ" plots the new Russian class-consciousness; "Le Monde diplomatique" (Oslo) asks which way the middle class will swing; "Wespennest" explains what anarchism can do for you; "Dilema Veche" recalls better days for Romanian journalism; "Reset" abandons print for web; "Letras Libres" reveals the political Borges; "dérive" rescues the bungalow from historical oblivion; and "Vikerkaar" profiles Estonian situationist duo Johnson & Johnson.

09.05.2012
Eurozine Review

Sudden and slow-acting poisons

18.04.2012
Eurozine Review

Not a Prospero in sight

21.03.2012
Eurozine Review

To hell in a handbasket



http://www.eurozine.com/articles/2011-05-02-newsitem-en.html
http://mitpress.mit.edu/0262025248
http://www.eurozine.com/about/who-we-are/contact.html
http://www.n-ost.org
http://www.eurozine.com/articles/2009-12-02-newsitem-en.html

My Eurozine


If you want to be kept up to date, you can subscribe to Eurozine's rss-newsfeed or our Newsletter.

Articles
Share |


Demokratik Komşu: Genişleyen Avrupa'da

İnsan Hakları Politikası


18. Avrupa Kültür Dergileri Buluşması'ndaki oturum başlıklarından biri olan "Komşunu sev: İnsan Hakları Politikası", bazıları tarafından İncil'e gönderme yapması dolayısıyla kışkırtıcı bulunacaktır. Her ne kadar Roma Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri Papa İkinci Jean Paul, insan haklarının, Hıristiyan öğretisinin laikleştirilmiş mirası olduğunu söylese de, dinsel zorunluluklar ve laik normlar arasında karşıtlıklar gören birçok insan hakları savunucusuna göre, Hıristiyan geleneğinin insan haklarıyla özdeşliği apaçık olmaktan uzaktır.

Neighbourhoods


Eurozine publishes original full length articles based on panel discussions held during the 18th European Meeting of Cultural Journals in Istanbul, 4-7 November 2005. Read contributions exploring facets of the main theme and the Turkey-Europe question from a range of intellectual and geographic backgrounds.

Eurozine Editorial
Neighbourhoods. Introduction
Orhan Pamuk
Neighbourhoods. Opening address to the 18th Meeting of European Cultural Journals
Hasan Bülent Kahraman
Turkey and Europe: Neighbours from afar
Claus Leggewie
From neighbourhood to citizenship: EU and Turkey
Mischa Gabowitsch
At the margins of Europe: Russia and Turkey
Emil Brix
Europe revisited. Neighbourly conflict and the return of history
Marc-Olivier Padis
The democratic neighbour: Politics of human rights in an enlarged Europe
Etyen Mahçupyan
The neighbour and the state
Esra Akcan
The "Siedlung" and the "Mahalle"
Ayhan Kaya
The Beur uprising. Poverty and Muslim atheists in France
Tomislav Longinovic
The post-oriental condition: Serbs and Turks revisited

Related articles:
Jan Philipp Reemtsma
Neighbourly relations as a resource for violence
Zeynep Devrim Gürsel
Biting my tongue
Ayhan Kaya
European Union, Europeanness, and Euro-Turks
Niels Kadritzke
Turks at the gates of Brussels
Niels Kadritzke
Questions for Turkey: The Armenians, 1915
E. Efe Çakmak
Oh balmy breath... A tribute to Hrant Dink
E. Efe Çakmak, Andreas Huyssen, Susan Neiman
The Armenian genocide: Issues of responsibility and democracy
Asli Erdogan
We left a deep invisible mark behind us
Sebnem Senyener
Why there is a Turkish carpet on the psychiatric couch
Eurozine Review
"The neighbour as spy"
Eurozine News Item
Faces of Istanbul
Yine de hukuki normların kullanıldığı bir sözcük dağarcığı yerine "komşu" sözcüğünü ve çağrıştırdığı zengin yan anlamları tercih etmek için iyi nedenler var. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ndeki sözcük dağarcığının, karmaşık tarihsel çağrışımlar karşısındaki yetersizliği, beyannameye yönelik ilk siyasal başvurudan bu yana eleştirilmektedir. Bu temel haklar kime verilmektedir? Bu kişi bir hukuki faraziye midir? Post-modern bir benlik midir? Yoksa sınırsız güce tabi çıplak bir beden mi? Bu, tartışmalı bir mesele olmaya devam ediyor.

"İnsan hakları politikası" teriminin kullanımı da en az ötekisi kadar sorun teşkil ediyor. Tarihsel olarak insan haklarını "talep etmek", "beyan etmek" ve "uygulamak" mümkün. Ama acaba "insan hakları politikası" diye bir şey var mı? Bu, 1980'lere ve 1990'lara özgü bir düşünce; bu dönemde, en azından Avrupa'da, Soğuk Savaş'ın sonu, uluslararası ilişkilerin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde birtakım ortak referanslar bulabileceği inancına yol açmıştı. Bu devir bitti mi?

Avrupa Birliği'nin genişlemesi 1990'ların insan hakları politikasının sonuna damgasını vurdu. Sovyet Bloğu muhalifleri, yani Vaclav Havel gibi insan hakları konusunda sembol hale gelen figürler, kendi ülkelerinde ve Avrupa'da öncü siyasetçiler oldular. Büyük bir başarı elde etmiş olmalarına karşın, yanılgı büyümektedir: bugün bazen, insan haklarının Batı'daki gerçek siyasal yaşamın sonunu getirdiği düşünülmektedir. Artık Avrupa bir bütün; bütün Avrupa ülkeleri birbirlerini komşu olarak görmek zorundalar. 1938'de İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain'in, Çekoslovakya konusunda harekete geçmemesini gerekçelendirmek için kullandığı, "çok az tanıdığımız bu uzak ülkeler" deyişini tekrarlamak artık imkânsız. 1990'larda yaşanan coşku, insanların, Avrupa'daki görüş birliğinin, ortak politik bir model tanımı yapabilecek kadar güçlü olduğuna yönelik bir umut taşımalarındandı. Bu modelde serbest piyasa ekonomisi, hukukun üstünlüğü, özgür seçimler, çoğulcu bir anayasal düzen vs olacaktı.

İnsan hakları Avrupa'da hâlâ en önemli ortak başvuru noktası. Ne var ki bugün bu başvuru kaynağının politik rolü Avrupa topluluğu içinde bile daha zayıf.

Öncelikle Avrupa anayasasında, Fransa'daki tartışmalarda gördüğümüz üzere, refah sistemleri ve sosyal standartlar daha ciddi meselelere dönüşmüş görünüyor. En azından Fransa'da, sosyal standartların gelecekteki durumuyla ilgili yaygın endişe, Avrupa karşıtı tutumu açıklayan ana nedendir.

İkincisi, insan haklarının diplomatik rolü Avrupa Birliği'ndeki komşular arasında zayıflayacaktır. Ukrayna'daki Portakal Devrimi serbest seçimlerin önemini kutlamak için bir fırsattı. Öte yandan, Türkiye dahil, üye olmak isteyen diğer ülkelerde insan hakları meselesi küçük bir sorun olacağa benziyor. Şayet Türkiye ve Balkan ülkelerindeki olumlu gidişat devam ederse, üyelik müzakerelerinde politik, ekonomik ve sosyal yönlere daha çok, ve muhtemelen temel haklara daha az ağırlık verilecektir. Bu da bu tek başına üyeliğin garantisi olmasa da bu ülkelerde ileri seviyede demokratik standartlara erişileceği anlamına geliyor.

Üçüncüsü, haklı ve haksız savaşlar konusundaki tartışmalarda insan haklarına olumsuz yönden yaklaşılmaktadır. 90'lar insan hakları savunucuları için coşku dolu bir dönemdi. Bunun nedeni, BM Antlaşması'nın dünyanın dört bir yanında anında uygulanacağına inanmaları değildi; nedeni kamuoylarının Batılı ülkelerin müdahale etmeme tercihine güçlü bir şekilde karşı olmasıydı (bildiğimiz gibi, Balkanlar'a ilişkin resmi Avrupa politikası uzun bir süre "müdahale etmemek" olmuştur). Öte yandan, özellikle Fransa ve Almanya'da, Rusya'ya karşı şimdi alınan tavra bakarsak, insan haklarının 1990'larda oynadığı politik rolü artık oynamadığını görürüz.

Müdahale etmeme politikasının reddi, "insani yardım müdahalesine", başka deyişle insan hakları adına askeri eylem düşüncesine yol açtı. Kosova'daki askeri müdahale, Balkanlar'da Avrupalıların ortak başarısızlığıyla geçen on yıldan sonra, sivillerin evlerinden ve kentlerinden çıkarılmama haklarını uygulama amaçlı askeri bir eyleme örnekti. 11 Eylül saldırıları manzarayı epey değiştirdi; bunun sonucunda Cumhuriyetçilerin zorla demokrasi yayma ve yeni "Büyük Orta Doğu projesi"ne, bir de "teröre karşı savaş" kavramı eklendi. İngilizlerin ve Amerikalıların Irak'a yaptığı müdahale, eski Yugoslavya'da müdahale etmenin kaçınılmazlığı konusunda birleşen insan hakları savunucuları arasında bir fikir ayrılığı yarattı. "Teröre karşı savaş" ve Irak saldırısı ile uluslararası ilişkilerin mimarisindeki zayıflık netleşti. Irak savaşı ile bir kez daha uluslararası topluluğun yetki eksikliği açığa çıkarak genişledi; ne var ki bu sefer insan hakları, şaşırtıcı bir biçimde, küresel güvenliği inşa etme ile ilgili uluslararası bir topluluk fikrine muhalifti. Immanuel Kant'tan BM Antlaşması'na dek, insan haklarına başvurmak, en azından, devletler topluluğu yoluyla asgari düzeyde de olsa uluslararası bir güvenlik inşa etme fikrinin bir parçasıydı. Eğer bugün -Amerikalı Cumhuriyetçilerin başlattığı "Büyük Orta Doğu Projesi"ni gözünde- insan hakları politikası, askeri eylem yoluyla ulus kurma ve demokrasi anlamına geliyorsa, o halde insan hakları politikasının 1980'ler ve 1990'lardaki anlamının sonu açıkça gelmiş demektir.

Buna rağmen, insan hakları uluslararası ilişkilerde hâlâ bir rol oynamalıdır. Her ne kadar birçok devlet iki yüzlü davransa da, insan hakları, birtakım ana zorunluluklar olarak yaygın düzeyde geçerlidir. İnsan hakları, yeni zorunluluklara ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi yeni uluslararası kurumlara yol açmıştır. Bu mahkemenin rolü gelecek yıllarda önem kazanabilir. İnsan hakları aynı zamanda, en azından kuramsal olarak, egemen devletlerin Realpolitik'ine karşı bir alternatiftir: Tsunami sonrası kurtarma operasyonunda olduğu gibi, STK'lar, devletler ve uluslararası kuruluşlar işbirliğine giderek bazı durumlarda kamu yararına çalışabilirler. Bu, devletlerin hâkimiyetini bırakması, tek tek her STK'ya körü körüne inanılması ya da uluslararası kuruluşların yarının küresel hükümetinin habercisi oldukları anlamına gelmiyor. Bu yalnızca, tahakküm gerçeğini dikkate aldığımız, ayrıca birçok uluslararası insani yardım programının ikiyüzlülüğünü ve ulusal ya da uluslararası düzeyde gerçek bir politik geçerliliği olacak tek bir insan hakları beyannamesinin imkansızlığını kabul ettiğimiz sürece, insan haklarına başvurmanın uluslararası ilişkilerde bir rolü olduğu anlamına geliyor.

İnsan hakları olarak bildiğimiz şey modernitenin siyasal programının bütününü oluşturmaz; daha ziyade onun kırılgan başarılarından yalnızca birini temsil eder. Dolayısıyla insan hakları bildirgelerinin sınırlı bir başarı elde ettiğini görmezden gelmek ve insan hakları politikasını sanki politik sistemlerimiz karşısında başlıca tehditmiş gibi eleştirmek makul olmayacaktır. Bugün insan haklarının rolü tehlikeli derecede küçüktür. Önceden, kavramın kendisi totaliter sistemlere karşı güçlü bir silahtı. İnsan haklarını yalnızca burjuva haklarının ifadesi olarak gören Marksist itiraz artık var olmadığına göre, artık biz de yeni eleştirilere bakabiliriz.

Bu eleştirilerin ilki, insan haklarını, modern bir iddia olan sınırsızlık'ın en iyi örneği olarak görüyor: bireyler, temel hakları söz konusu olduğunda hiçbir sınır tanımıyorlar. Bunun sonucu olarak, bu haklarla doğduğunu düşünen kişi, kendisini bir vatandaş olarak değil bir tüketici olarak görmeye başlıyor. Küresel serbest piyasa ekonomisinde sınırsızlığın ortaya çıkardığı başlıca riskin özgürlük ve saygı talebi olduğunu varsayarsak, buna şöyle bir itiraz getirilebilir: İnsan Hakları Beyannamesi'nin kendisinde aslında bir kısıtlama söz konusudur. Bu kısıtlama hakların çokluğundan kaynaklanmaktadır: örneğin mülk edinme özgürlüğü hareket özgürlüğü ile çelişebilir vs.

İkincisi, batı toplumlarının depolitizasyonundan sık sık insan hakları sorumlu tutulmaktadır. İddiaya göre insan hakları bireyin haklarına dayalı olduğundan insan hakları politikası, ortak karar verme gücü şeklinde anlaşılan politik yaşamın kısıtlarını unutma eğilimindedir. Bu sav sıklıkla, Alain Badiou'nün felsefesindeki gibi, bir azınlığın demokrasiden uzak bir devrimi göklere çıkarmasına, ve eylemle kararın etkili olmasının kanıtı olarak şiddet kullanımına yol açmaktadır.

Üçüncü eleştiri insanın dışlanması konusundaki eleştiridir. Giorgio Agamben, tuhaf Hannah Arendt okumasında (örneğin Homo Sacer'de), insan haklarıyla, batı tarzı politik modele, bireyin "çıplak yaşamı"na bir atıf girdiğini görüyor. Bu sava göre, insanlara doğuştan temel haklar vermek, politikayı biyopolitika üzerine kurmak demektir ki bu Agamben'e göre ulusçuluğa ve toplama kamplarına varacak bir ilişkidir. Aslında, Arendt İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde bireyin hukuki bir faraziye olarak tasarlandığına işaret etmiş ve bu yüzden Beyanname'nin politik haklarından yoksun bireyi koruyacak durumda olmadığını söylemiştir. Agamben, insan haklarının bireyi doğallaştırdığını (öteki fikrin tam zıddını) söyleyerek bu fikri tersine çevirir. Arendt görüşlerini "hak sahibi olma hakkı" fikri ile temel hakların sınırları konusuyla noktalamıştı; ona göre asıl mesele politik bir topluluk olmadığı müddetçe temel hak talebinde bulunmanın yararsızlığıydı, dolayısıyla insan haklarının uygulanmasının ilk garantisi politik bir topluluk oluşturmaktı. Bu savın aksine Agamben için İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ulus-devletin başlangıcıdır ve devlete bireyin "çıplak yaşamını" idrak etme olanağını sağlar. Slavoj Zizek Agamben'in analizini yorumlar ve bunun "İnsan Hakları'nın müstehcenliği" olduğunu iddia eder. İnsan hakları konusundaki bu neo-Leninist yorumda, sürekli bir istisna durumu olarak görülen demokrasinin totalitarizmden pek farkı yoktur ve demokrasi toplama kampları kurmaya yazgılıdır.

Bu üç eleştirinin amacı, demokrasiye radikal bir saldırıda bulunma yoluyla, insan hakları konusundaki anlayışı canlandırmaktır - birincisi muhafazakar, ikincisi Maoist, üçüncüsü ise Leninist'tir. Bu eleştirilerdeki açık ilke, insan haklarına yapılan göndermelerin sınırlarının ispatıdır; gizli ilke ise modern politikayı ve onun güçlüklerini, özellikle de çoğulculuğu reddediştir.

Öyleyse şunu kendimize sormalıyız: Demokrasinin esas anlamı nedir? Soğuk Savaş'ın sonu insan hakları politikasının sonuçta kazandığı zaferi değil yeni demokratik bir ödevin başlangıcını ifade etmektedir. Demokrasi yalnızca gücün düzenlenmesiyle ilgili değildir; aynı zamanda hak sahibi olma hakkı ve birtakım ortak değerlerin tanımlanmasıyla ilgilidir. Peki uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda, bu ödev neyi gerektirir? Şayet tembel tembel, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin işlemediğini çünkü gezegenimizde insan haklarının hâlâ ihlal edildiğini söylemeyeceksek, yeni çelişkiler ve yeni zorluklar demektir. Ayrıca, politikanın görevi beyannameler ve olgular arasındaki uçurumu mümkün olduğunca azaltmak değilse nedir?


This article is based on a contribution to the panel discussion, "'Love thy Neighbour'. Politics of human rights", which took place at the 18th European Meeting of Cultural Journals in Istanbul from 4 to 7 November 2005.

 



Published 2006-03-13


Original in English
Translation by İpek Seyalıoğlu
First published in Cogito 44-45 (2006)

Contributed by Cogito (Turkey)
© Marc-Olivier Padis
© Eurozine
 

Focal points     click for more

The EU: Broken or just broke?

http://www.eurozine.com/comp/focalpoints/eurocrisis.html
Brought on by the global economic recession, the eurocrisis has been exacerbated by serious faults built into the monetary union. In a new Eurozine focal point, contributors discuss whether the EU is not only broke, but also broken -- and if so, whether Europe's leaders are up to the task of fixing it. [more]

European histories (2): Concord and conflict

http://www.eurozine.com/comp/focalpoints/eurohistories2.html
Broadening the question of a common European narrative beyond the East-West divide. How are contested interpretations of historical and recent events activated in the present, uniting and dividing European societies? [more]

Changing media -- Media in change

Media change is about more than just the "newspaper crisis" and the iPad: property law, privacy, free speech and the functioning of the public sphere are all affected. On a field experiencing profound and constant transformation. [more]

Support Eurozine     click for more

If you appreciate Eurozine's work and would like to support our contribution to the establishment of a European public sphere, see information about making a donation.

Editor's choice     click for more

Slavenka Drakulic
The tune of the future
Italy: old Europe, new Europe, changing Europe

http://www.eurozine.com/articles/2012-03-15-drakulic-en.html
Travelling around Italy, Slavenka Drakulic observes one kind of Europe being replaced by another. Instead of attempting to conserve the cultural past, we should accept that migration will adapt much of what we consider "European" to its own image. [more]

Klaus-Michael Bogdal
Europe invents the Gypsies
The dark side of modernity

Social segregation, cultural appropriation: the six-hundred-year history of the European Roma, as recorded in literature and art, represents the underside of the European subject's self-invention as agent of civilising progress in the world. [more]

George Prevelakis
Greece: The history behind the collapse

Greece's economic crisis has its roots in a political pact dating back to the foundation of the modern state. The threat posed to Europe by the Greek breakdown is less contagion than a wave of anti-western feeling. [more]

Debate series     click for more

Europe talks to Europe

http://www.eurozine.com/comp/europetalkstoeurope.html
Nationalism in Belgium might be different from nationalism in Ukraine, but if we want to understand the current European crisis and how to overcome it we need to take both into account. The debate series "Europe talks to Europe" is an attempt to turn European intellectual debate into a two-way street. [more]

Literature     click for more

Steve Sem-Sandberg
Even nameless horrors must be named

http://www.eurozine.com/articles/2011-09-23-semsandberg-en.html
It is high time to lift the aesthetic state of emergency that has surrounded witness literature for so long, writes Steve Sem-Sandberg. It is not important who writes, nor even what their motives are. What counts is the "literary efficiency". [more]

Literary perspectives
The re-transnationalization of literary criticism

Eurozine's series of essays aims to provide an overview of diverse literary landscapes in Europe. Covered so far: Croatia, Sweden, Austria, Estonia, Ukraine, Northern Ireland, Slovenia, the Netherlands and Hungary. [more]

Behind the headlines     click for more

Mykola Riabchuk
Tymoshenko: Wake-up call for the EU

The EU shouldn't be surprised by the Tymoshenko verdict: its support of anything nominally reformist has been perceived as acceptance of a range of repressions, argues Mykola Riabchuk. [more]

Conferences     click for more

Eurozine emerged from an informal network dating back to 1983. Since then, European cultural magazines have met annually in European cities to exchange ideas and experiences. Around 100 journals from almost every European country are now regularly involved in these meetings.
Arrivals/Departures: European harbour cities as places of migration
The 24th European Meeting of Cultural Journals
Hamburg, 14-16 September 2012

http://www.eurozine.com/comp/hamburg2012.html
Harbour cities as places of movement, of immigration and emigration, as places of inclusion and exclusion, develop distinct modes of being that not only reflect different cultural traditions and political and social self-conceptions, but also communicate how they see themselves as part of the structure that is "Europe". The 2012 Eurozine conference will explore how European societies deal variously with the cultural legacy of the "harbour city". [more]

Multimedia     click for more

http://www.eurozine.com/comp/multimedia.html
Multimedia section including videos of past Eurozine conferences in Vilnius (2009) and Sibiu (2007). [more]


powered by publick.net