RUSYA İLE TÜRKİYE ARASINDA KÜLTÜREL BİR
MAVİ AKIM OLMAYIŞININ NEDENLERİ
Avrupalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
Rusya ile Türkiye arasındaki tarihsel koşutluklar ve benzerlikler barizdir ve akademisyenler, gazeteciler ve siyasetçiler tarafından düzenli olarak dile getirilir. Şaşırtıcı olan ise, en azından bildiğim kadarıyla, bunların hiçbir zaman sistematik ve kapsamlı bir analize tâbi tutulmamış olmasıdır.[1] Bu nedenle günümüzde Türkiye ile Rusya arasındaki kültürel ilişkileri, ya da daha ziyade böylesi ilişkilerin olmayışının nedenlerini ele alıp bu tuhaf ilişkiyi iki ülkenin kenarda kalan Avrupa kültürleri olarak kendine özgü kimliğinin prizmasından irdelemeye çalışmadan önce, o koşutlukları kısaca hatırlatarak başlamamı umarım bağışlarsınız.
Neighbourhoods
Eurozine publishes original full length articles based on panel discussions held during the 18th European Meeting of Cultural Journals in Istanbul, 4-7 November 2005. Read contributions exploring facets of the main theme and the Turkey-Europe question from a range of intellectual and geographic backgrounds.
Eurozine Editorial
Neighbourhoods. Introduction
Orhan Pamuk
Neighbourhoods. Opening address to the 18th Meeting of European Cultural Journals
Hasan Bülent Kahraman
Turkey and Europe: Neighbours from afar
Claus Leggewie
From neighbourhood to citizenship: EU and Turkey
Mischa Gabowitsch
At the margins of Europe: Russia and Turkey
Emil Brix
Europe revisited. Neighbourly conflict and the return of history
Marc-Olivier Padis
The democratic neighbour: Politics of human rights in an enlarged Europe
Etyen Mahçupyan
The neighbour and the state
Esra Akcan
The "Siedlung" and the "Mahalle"
Ayhan Kaya
The Beur uprising. Poverty and Muslim atheists in France
Tomislav Longinovic
The post-oriental condition: Serbs and Turks revisited
Related articles:
Jan Philipp Reemtsma
Neighbourly relations as a resource for violence
Zeynep Devrim Gürsel
Biting my tongue
Ayhan Kaya
European Union, Europeanness, and Euro-Turks
Niels Kadritzke
Turks at the gates of Brussels
Niels Kadritzke
Questions for Turkey: The Armenians, 1915
E. Efe Çakmak
Oh balmy breath... A tribute to Hrant Dink
E. Efe Çakmak, Andreas Huyssen, Susan Neiman
The Armenian genocide: Issues of responsibility and democracy
Asli Erdogan
We left a deep invisible mark behind us
Sebnem Senyener
Why there is a Turkish carpet on the psychiatric couch
Eurozine Review
"The neighbour as spy"
Eurozine News Item
Faces of Istanbul
En bariz ve belki en önemli koşutluk, her iki ülkenin de hem Avrupa hem Asya üzerinde yer almasıdır. İkisinin de Avrupa tutkusundan asla vazgeçmemiş ya da kendisini ağırlıklı olarak Asyalı bir güç şeklinde görmemiş olmasına karşın, toprakları geleneksel olarak Asya denilen yerdedir; Türkçe konuşan insanların yaşadığı Orta Asya ve Kafkasya bölgeleri ise, Türkiye ile Rusya için yalnızca jeopolitik bakımdan değil, alternatif kimliklerin gizil kaynakları olarak da önem taşımaktadır; Rusya'daki Avrasyacılık ile Türkiye'deki pan-Türkçülük ve Avrasya kavramı buna örnek oluşturur. Rusya'nın en büyük Müslüman ülke olarak Türkiye'nin hemen ardından ikinci sırada yer aldığı, Avrupa'da sıklıkla unutulmaktadır. Kırımlı Tatar entelektüel İsmail Gasprinski gibi kişilikler, her iki ülkedeki Müslümanlar arasında etkili olmuşlardır. Bu iki imparatorluğun coğrafi bitişikliği ve ondan kaynaklanan jeopolitik rekabetle birlikte, söz konusu koşutlukların kötü denebilecek ilişkilere yol açması şaşırtıcı değildir; 1920 ve 30'larda uzunca bir flört döneminin ardından Sovyetler Birliği'nin 1958'de Boğazlar üzerindeki yüzyıllarca süren iddiasından nihayet vazgeçmesi üzerine, 1960'larda belli bir yumuşama oldu. Savaş sonrası dönemin büyük bir kısmında ise, Türkiye ve SSCB Soğuk Savaş barikatlarının farklı saflarından birbiriyle yüzleşti. Bu karşılıklı teyakkuz, karşılıklı çıkar anlayışına pek yol açmadı: Türkiye Batılı NATO ortakları arasında filizlenen Sovyetoloji'ye benzer herhangi bir şey geliştirmedi ve Rusya'daki çağdaş Türkiye uzmanlarının (yani casusların) sayısı, ABD, Latin Amerika ya da Arap ülkeleri konusundaki sınırlı sayıda uzmanla karşılaştırıldığında bile mütevaziydi[2]. Nâzım Hikmet'in 1950'de Türkiye'den dikkat çekici ama kuralı doğrulayan maceralı kaçışı ve hemen ardından Rusya'da sürdürdüğü yaşam hariç tutulursa, kültürel alışveriş tek tük –daha çok Rusçadan Türkçeye yapılan– edebi çeviriler ve yazarlarla eleştirmenlerin resmi makamlarca onaylanmış nadir ziyaretleriyle sınırlı kaldı.
Changing Europe
The European Union has been far more successful than anyone expected when the Treaty of Rome was signed half a century ago, on 25 March 1957. But as political Europe turns 50, the questions about its future are as open as ever. [ more ]
Jan-Werner Müller
A "pause for thought" without the thought? Possible ways to talk about the future of the EU today
Jacques Rupnik
Anatomy of a crisis. The Referendum and the dilemmas of the enlarged European Union
Rainer Bauböck
Who are the citizens of Europe?
Timothy Snyder
Balancing the books
Slavenka Drakulic
Who's afraid of Europe? Opening address at the 14th European Meeting of Cultural Journals
Reinhold Vetter
Who are the true Europeans? Central eastern Europe and the EU crisis
Karl Schlögel
Europe tests its boundaries. A searching movement
Ales Debeljak
Elusive common dreams. The perils and hopes of a European identity
Göran Rosenberg
A pluralist democracy
Bernhard Peters
"Ach Europa". Questions about a European public space and ambiguities of the European project
Carl Henrik Fredriksson
Energizing the European public space
Ivaylo Ditchev
Crossing borders
Caroline Moorehead
Necessary lies
Georg Vobruba
Expansion without enlargement. The EU Neighbourhood Policy in the dynamic of Europe
Claus Leggewie
From neighbourhood to citizenship. EU and Turkey
Mischa Gabowitsch
At the margins of Europe. Russia and Turkey
Larry Wolff, Alexander Yanov
Is Russia a European country? A correspondence
Marco Pautasso
Ich wäre gerne European
Stig Saeterbakken
My heart belongs to Europe. Therefore it is broken
György Spiró
Commission for European Standards: Literary
Adam Michnik
Confessions of a converted dissident. Essay for the Erasmus Prize 2001
Claudio Magris
The fair of tolerance. Essay for the Erasmus Prize 2001
Georges Niangoran Bouah
Leave us alone!
Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik, hatta siyasi ilişkiler, teknik anlamda iki ülke artık komşu olmadığından, son on beş yıl boyunca hızla yükselen bir gidişat sergiledi. Rusya, Almanya'dan sonra, Türkiye'nin en büyük ikinci ticaret ortağı haline geldi. Türkiye de Rusların tercih ettiği tatil bölgesi olarak, Türk sahillerine gelen yabancı turistler arasında birinci sıraya yerleşti. İki ülke arasında üst düzey ziyaretler yapıldı, ayrıca doğalgaz boru hatları, Rusya'daki Türk yatırımı, yeni Avrasya'da Türkiye ile Rusya arasındaki işbirliği ve rekabet hakkında pek çok metin yazıldı. Ancak bu metinlerde kültürel ilişkiler neredeyse hiç tartışılmadı ve böylesi ilişkiler aslında mevcut değilmiş gibi görünüyor. Demir Perde'nin kalkması, Batı Avrupalı yazarların sel gibi akan çevirileri ve Fransız, Alman, Amerikalı sanatçı ve müzisyenlerin bitmek bilmeyen ziyaretleriyle sonuçlanırken; Rusya'daki Türk kültürünün varlığı, şarkı sözlerini anlamaya kimsenin zahmet etmediği Tarkan ve birkaç romanını pek az insanın okuduğu Orhan Pamuk'la sınırlı kaldı. Edebi çeviriler açısından, 1970'lerin ve 80'lerin kurşuni yılları şimdilerde altın çağ gibi görünmekte.[3] Türkiye'de durum biraz daha iyi; yine de 19. yüzyılın Rus kültürü bugünkünden daha iyi biliniyor. Genelde, bu iki yakın komşu arasındaki kültürel ilişkiler artık Batı dolayımlı. Orhan Pamuk'un Kar adlı romanında, Turgenyev'i Fransızcadan çeviren Turgut Bey karakteri buna iyi bir örnek oluşturuyor; romanları ancak Batı'da başarılı olduktan sonra Rusçaya çevrilen Orhan Pamuk'un kendisi de bir başka örnek.[4] Bu kuralın tek istisnası, belki de Rusya'da yaşayan bazı Müslüman topluluklar üzerindeki Türk etkisidir; Türklerin yardımıyla birçok cami ve medrese açıldı, imam adaylarına Türkiye'de eğitim görmeleri için burs verildi ve çok sayıda Türk imam Rusya'ya ihraç edildi. Ama bu işbirliği bile son derece sınırlı kalmıştır: Rusyalı Müslümanların çoğu için Arap dünyası daha önemli olduğundan, Türk kültürüyle Türklerin eğitim üzerindeki etkisi kendini en çok Orta Asya ülkelerinde, Turancıların suya düşmüş jeopolitik nüfuz hayallerinin bir ikamesi olarak hissettirdi. Rusya'da Türkiye hakkındaki kurumsal uzmanlık, mali yetersizliğiyle ünlü olan Bilim Akademisi'nin Oryantal Çalışmalar Enstitüsü'yle kısıtlı ve Türkiye'deki tek Rusya çalışmaları merkezi (Bilkent Üniversitesi'nde), henüz hatırı sayılır akademik değere sahip bir şey üretmiş değil. Moskova'da yerleşik olan Türk gazeteci Hakan Aksay'ın iki dilde yayımladığı Perspektif dergisi ile yakınlarda kurduğu Rus-Türk Araştırma Merkezi (RUTAM), belirgin bir biçimde düşük profilli ve bu iki ülkenin kültürel yaşamındaki yeni gelişmelerden habersiz görünüyor. Rusya, modern Türkiye'nin kültürel dokusunda yer almıyor gibi, oysa Rusça konuşanlarla sıklıkla karşılaştığımız Suriye ya da Irak gibi komşu ülkelerde durum çok farklı.
Ekonomi ve kültürler arasındaki bu ayrılığın sebebi basit. Her iki ülkenin de kültürü, dümenini Batı Avrupa'ya ve genel olarak 'Batı'ya çevirmiş durumda. Batı ve özellikle Almanya en büyük Rus ve Türk diasporalarına ev sahipliği yaparken, ABD ve Fransa mıknatıs gibi davranarak, sırasıyla bir çekip bir itiyor. Avrupalılığını kanıtlamak isteyenlerin yanı sıra ülkelerinin Avrupa kimliğini yadsımaya çalışanların da, her şeyden önce Batı'nın dilini konuşmaları gerekiyor ve kültür alışverişi Avrupa Birliği tarafından siyasi işbirliğinin yerini alacak şekilde kullanıldığından, çevirilere, konserlere ve Rusları Almanya'ya, Fransız yönetmenleri de Türkiye'ye getiren okuma turlarına para akıtılıyor, ancak İstanbul'dan Moskova'ya gelen bir yazar ya da müzisyene pek rastlanmıyor. Bu altyapı zorluğu zaten ciddi bir sorunu daha da ağırlaştırmakta: tarihsel nedenler dolayısıyla, Batılı olmayan toplumların kültürel çıktısı evrensel kültür konumuna pek ulaşamıyor ve bir miktar ilgi çekebilse de, bu ilgi hep "etnografik" ya da folklorik bir nitelik taşıyor. Tolstoy ve Dostoyevski gibi "evrensel" yazarların başarısı ancak genel kuralı doğruluyor; onlar Batılı olmayan çoğu dile ilk kez çevrilmiş olan Batılı/Avrupalı yazarlar.
Rusya ile Türkiye bu açıdan benzersiz değildir elbet; bu kaderi, şimdilerde amiyane tabirle 'yükselen piyasalar' diye adlandırılan, gelişmekte olan (ya da Rusya örneğinde, gelişmeyen) ve de çoğu Batılı olmayan ülkeyle paylaşmaktadırlar. Türkiye ile Rusya'yı kendine has ve birbirine benzer kılan şey de, Avrupa Birliği'nin sınır komşusu ve kuramsal açıdan –Türkiye için orta, Rusya içinse uzun vadede– katılma şansına sahip iki eski imparatorluk olmalarıdır. Bir başka benzerlikleri de, Avrupalı kimliklerinin genellikle duygusal ve tartışılmayan zeminlerde Batı Avrupalılar tarafından sıklıkla müzakere edilmesidir, ama Avrupa'da her zaman, Rusya ile Türkiye'nin diğer Avrupalı olmayan ülkelerden daha Avrupalı oldukları düşünülmektedir.
Başlıca fark ise, Türkiye'nin AB üyeliğinin, Rusya'nın tersine, en azından AB'deki karar alıcılar tarafından açıkça reddedilmemesi ve sonuç olarak Türkiye'de, Rusya'dakinin tersine, siyasi ve entelektüel seçkinler arasında önemli bir kitlenin tercihini ulusal bir kültürel kimlikle uyumlu olabilecek bir Avrupa siyasi kimliğinden yana kullanıp, kapsamlı ama kesinlikle yetersiz görünen siyasi reformları başlatmış olmasıdır.
Bu bir şanstır; çünkü var olmayan kültürel ilişkiler sorununun bariz ama tehlikeli çözümlerinden biri de, Türkiye ile Rusya'yı kapsayan ve bazı hayali ortak Avrasya kültürlerini temel alan bir tür alternatif, yani Avrupa karşıtı siyasi birliğin düşlenmesidir. Bu, Türkiye'de olup bitenlere ciddi bir ilgi gösteren, Türkiye'de kurulacak yeni bir Avrasya imparatorluğu vizyonunun reklamını yapmak için hayli çaba harcayan tek kamusal Rus entelektüeli, neo-Avrasyacı faşist filozof Alexander Dugin'in peşinde olduğu bir projedir. Anti-liberal, anti-demokratik ve anti-Batılı bir enternasyonalin ortaya çıkması gerçek bir olasılıktır ve kültürel küreselleşme ile aşırı Batı etkisinden duyduğumuz haklı vicdan azabı, bizi Batı karşıtı bir uluslararası kültürel işbirliği oluşturmanın tehlikelerine karşı kör etmemelidir.
Benim Türk-Rus kültür temaslarının geleceği hakkındaki görüşüm ise farklı ve "yüksek kültür" den –her ne kadar burnu havada entelektüele "kültürsüz" de görünse– tabana doğru bir perspektif değişikliğini içeriyor. Benim düşündüğüm temaslara, ekonomik işbirliğinin dört yapı taşından ikisinin aracılık edeceğine inanıyorum. Rusların doğalgaz ihracatı ve Türklerin mühendisliği ciddi kültürel yankılar uyandırmasa da, bavul ticareti ile turizmin bunu yapacağı kesin. 1990'ların başında, tekstil üretimi Sovyetler Birliği'nde kesintiye uğradığında, meşokniki denilen bavul tüccarları Rusya'yı ve komşu cumhuriyetleri Türk giysileriyle donattı. Azalmış olmakla birlikte, bavul ticareti Türkler için hâlâ önemli bir gelir kaynağı ve bu olguyla ilgili bir inceleme için İstanbul'un Laleli semtinde mülakat yapılan tüccarlar, Rusça haberleri Türkçe haberlere kıyasla daha yakından takip ettiklerini söylediler.[5] Ucuz turizm yüz binlerce Rus'u Türkiye'ye getirdi ve bunların çoğu dört yıldızlı gettolarında Türk yaşamından uzak tutulurken, onlara hizmet eden altyapı, tıpkı bavul ticaretinde olduğu gibi, binlerce Rusça konuşan Türk, binlerce Türkçe konuşan Rus ve çocukları her iki kültürde de kabul görecek bir avuç karma çift doğurdu. Aralarında birkaç Varlık ya da NZ okuru da bulunabilecek bu kültür gezginleri, gelecekteki daha yakın ilişkiler için verimli bir zemin oluşturmaktadır.
This article is based on a contribution to the panel discussion, "Only neighbours? Turkey and EUrope", which took place at the 18th European Meeting of Cultural Journals in Istanbul from 4 to 7 November 2005.
- [1] Bu koşutluklar ve de Rus-Türk ilişkilerinin kısa bir özeti için, bkz. Mikhail Meyer, "Russia and Turkey at the end of the 20th Century"; Sehrman Garnett, Irina Kobrinskaya (derl.), Russia and Turkey on the Eve of the 21st Century: Toward Europe or Eurasia? Carnegie Moscow Center Occasional Paper No. 14. Moscow, 1997.
- [2] Osmanlı İmparatorluğu konusunda uzmanlaşmış, dört ciltlik Türkiye Tarihi'nin (Leningrad, 1963-1967) yazarı Aron Novichev (Rabinovich, 1902-1987), Yury Petrosyan (doğ. 1930), ya da yukarıda anılan Mikhail Meyer gibi birkaç mükemmel tarihçi de vardı.
- [3] Edebi çeviriler yayımlayan başlıca dergi Inostrannaya Literatura'nın 2001 Kasım sayısında, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Fazıl İskender tarafından çevrilmiş birkaç şiiri yer aldı. Bu ve Orhan Pamuk'un merhum Vera Feonova tarafından çevrilmiş üç romanı dışında, tüm Sovyet sonrası dönemde, dergi hiçbir Türkçe yazı yayımlamadı.
- [4] 1990'da yayımlanan Kara Kitap'ın 1995'te İngilizceye çevrildi ve Rusya'da ancak 2001'de yayımlandı (Inostrannaya Literatura'nın Haziran 2001 sayısı); Benim Adım Kırmızı'nın (1998) İngilizce ve Rusçası aynı yıl içinde çıktı; ve Vera Feonova'nın Beyaz Kale (1985) çevirisi ölümünün ardından, orijinalinden neredeyse yirmi yıl sonra yayımlandı (Mart 2004).
- [5] "Turkey: suitcase trade part – trade is lucrative, but numbers are declining". www.bisnis.doc.gov/bisnis/country/Turkey.htm.
Published 2005-12-21
Original in English
Translation by Fılız Nayir
First published in Varlik 12/2005
Contributed by Varlik
© Mischa Gabowitsch/Varlik
© Eurozine














